Amerikan Sivil Hakları Hareketi

”  Afrika’dan, Amerika’ya 1650-1900 yıllarında köle tacirliği  sonucunda tahminen  on milyon insan getirildiği düşünülmektedir. Batı medya organlarında, zencilerin maruz kaldığı kötü muameleler, bazı  film ve diziler aracılığıyla  aktarılmaya çalışılsa da, ne yazık ki bu yayınlar Afrikalıların köleleştirilmeden önceki hayatlarını yada muhattap oldukları ırkçılığı anlatmakta kifayetsiz kalmıştır. 1970’li yıllara kadar, Afrikalıların köleleştirilmesinin insanlığa aykırı olmadığını düşünen ve ırkçılığı doğru bulan kimseler, bu düşüncelerini haklı göstermek için Afro Amerikalıların “toplumun kamburu, ilkel” insanlar olduğu savını insanlara empoze etmeye çalışmışlardır. Bunun gibi propagandalar günümüzde etkilerini yitirmeye başlamış olsa da, Amerika’da yaşayan Afro Amerikalıların kültürüyle ilgili yeterli bilgilendirmenin yapılmadığı bir gerçektir. Bu haber, Afrika’dan göçe zorlanarak Amerika’nın çeşitli yerlerinde köle olmaya zorlanmış; buna rağmen insanlık ve asaletlerinden ufacıkta olsa ödün vermemiş Afro Amerikalıların hikâyelerini aktarmak amacıyla yapılmış bir çalışmadır. “

 

Lyndon_Johnson_signing_Civil_Rights_Act,_July_2,_1964.jpg

 

Afrikalı köleler tarlalarda çalıştırılmak için Amerika’ya kaçırıldılar. O yıllarda yasal olan köleliği kimse gayriahlâkî bulmuyordu. 19. yüzyılın sonlarında bu düşünceler, aslında Afro Amerikalıları eğitmekten başka, yeni bir koz olarak dünya siyasetine giren Amerika, Filipinler ve diğer İspanyol sömürgelerine karşı yayılmak için Afro Amerikalıları kullandı ve bu politikasını sömürgeciliği meşrulaştırma emaresi olarak da kullandı.

 

Son köleliğin, Georgia Eyaleti’nde 1798 yılında kaldırılmasına kadar Afrika’dan köle ticareti aynen devam ettirildi. Amerikan iç savaşını Kuzey Eyaletlerinin kazanmasından sonra, 1865’te Anayasa’nın 13. Maddesi’nin değiştirilmesine kadar kölelik varlığını devam ettirdi. Ancak, Afro Amerikalılara karşı yapılan ayrımcılıkların kötü sayılıp toplum tarafından nispeten de olsa dışlanması ve devlet tarafından düzenlenmesi, bir hayli sonra, 1964 Sivil Haklar Kanunu’nun kabul edilmesini buldu.

Fakat, bu bakir kıtadaki ayrımcılık bir yasa değişikliğiyle düzelecek kadar basit bir şey değildi. Katı ön yargılar ve Zenciler ile Beyazlar arasındaki ciddi sosyoekonomik farklılıklar ayrımcılığın sona ermesini zorlaştırdı. Zenciler ise kazanılan hukuki hakların yeterli olmadığını düşünüyorlardı. 1960’ların özgürlükçü ortamından güç alan Siyah tenliler, sistemden hoşnutsuzluklarını homurdanmaya başladılar. Zencilerin eylemleri devlet yönetimini elinde bulunduran elit gruplara karşı 1960’lı yıllarda bütün dünyada ses getiren başkaldırılardan birisiydi. Küresel güçlerde Fordizm, gelişmekte olan ülkelerde ise seçkin-zengin takımın yönetimine , çeşitli devletçilik politikaları ve iktisadi politikalara karşı çıkıştı. Teni beyaz olan, cinsiyeti erkek olan ve cebi zengin olan kesim tarafından idare edilen, fordist merkezli bir hayat tarzına başkaldırıydı. Varlığını sürdüren düzen ne kadınlar için ne de Zenciler için bir anlam ifade ediyordu. Artık bu düzenin değiştirilme zamanı gelmişti.

 

Olayların Başlangıcı

“Rosa Parks”

Rosa Parks, 1 Aralık 1955 günü işten pek yorgun ayrılmıştı. Vakit geç olmuştu, bitkindi ve ayakkabıları da fena halde sıkıyordu. Otobüse bindi. Uyku bastırmak üzereydi. Birkaç durak sonra otobüs sürücüsü Rosa Parks’tan ayağa kalkıp yerini bir beyaza vermesini istedi. “Hayır” dedi Rosa Parks; “Kalkmıyorum.”  Sürücü uyardı: “Kalkmazsan seni tutuklatırım. “Tutuklat bakalım” diye karşılık verdi Rosa Parks.Orta yaşlarını süren Parks, sonraki günlerde şöyle diyecekti: “O an, bir insan ve bir yurttaş olarak, hangi haklara sahip olduğumu öğrenmek istedim… Ayrıca ayakkabılarım da çok sıkıyordu.”

  Olayların bu boyuta gelmesi sonucu, otobüs şoförü, Rosa Parks’ı tutuklattı. Çünkü o dönem de, Amerika da geçerli olan kurallara göre, zenciler otobüsün arka koltuklarında oturmalıydı. Eğer otobüs dolarsa, zenciler otobüsten inmeli ve otobüsü beyaz tenlilere terk etmek zorundaydı. Bu toplumsal kurallara Amerika’da Jim Crow yasaları denilmekteydi. Jim Crow, geri zakalı anlamına gelen bir terim haline gelmişti o dönemde ve bu terim zencileri sosyal hayatta tanımlamak için kullanılan hakaret içerikli bir kodlama sistemiydi. Emekçi Rosa Parks, otobüste beyazlara yer vermesini gerektiren bu kuralı ihlal etmişti. Rosa Parks’ın o an ki başkaldırısı, Amerika’daki yurttaş hakları hareketinin ve sosyal hayattaki değişim mücadelesinin başlaması bakımından önemli bir kavşaktı. Ve Yurttaş Hakları Hareketi’nin büyük lideri Martin Luther King’de, bu emekçinin başkaldırısı sebebiyle tarih sayfalarında kendine yer buldu.

Olay yeri Montgomery kentiydi. Parks’ın tutuklanması, kentin siyahları arasında daha o gece duyulmuş ve artık sabırlar iyice taşmıştı. Karar verilmişti; otobüs işletmesi boykot edilecekti. Siyah sendika liderlerinden E. D. Nixon, zaten kitlesel bir protesto eylemi düzenlemek için uygun zaman ve zemin kolluyordu. Çevresi tarafından sevilen bir cemaat önderi olan Parks’ın tutuklanması, protestoların patlaması için beklenen kıvılcımdı işte. Nixon önce bölgedeki bütün rahipleri, Alabama Üniversitesi’nden öğrenci ve gönüllüleri telefonla arayarak desteklerini aldı; sonra da bütün gece çalışıp, Parks’ın tutuklanmasını kınayan ve boykota destek isteyen 35 bin el ilanı hazırlattı.

 

Otobüs şirketinin boykot edilmesi olayı, kilise, dernek ve sendika temsilcilerini durumu gözden geçirmek için bir araya gelmeye zorladı. Yapılan görüşmelerden sonra planlı bir şekilde hareket edilmesi ve kitlesel protestolara yön vermek üzere, Montgomery Kalkınma Derneği’ni kurdular. Derneğin başına ise Martin Luther King’i getirdiler. Henüz 26 yaşında liderliğe soyunan Martin Luther King, aynı zamanda kölenin torunu ve bir rahibin oğluydu. Tıpkı babası ve dedesi gibi o da din adamı olmuştu. İncil’den ve Mahatma Gandi’nin felsefesinden ilham alarak, kendi pasif direniş felsefesini geliştiren Martin Luther King, ırkdaşlarının şiddete başvurmadan yasalara itaatsizlik göstermesini savunuyordu. Rosa Parks’ın başkaldırısı bu pasif direniş için en güzel örnekti. Martin Luther King dernek başına getirildiği gün, sayıları binleri bulan siyah tenli kalabalığa hitap etti. M. Luther King, ırkdaşlarının çığlıklarının, ezilmişliklerinin tercümanı oluyordu ; “Sırf siyah olduğumuz için aşağılandık, hor görüldük, ezildik” diyordu. M. Luther King, ılımlı beyazların desteğini almak için de, siyahların anayasaya bağlı kalarak, barışçıl protesto haklarından yararlanmak isteyen,  Amerika’yı çok  seven yurtseverler olduklarını söylüyordu.

Otobüs işletmesinin boykotu ve pasif direniş;

Montgomery’de 1 yıl boyunca otobüs şirketi boykot edildi. Yaklaşık 20 bin Afro Amerikalı, bu bir yıl boyunca işlerine ve evlerine yürüyerek gittiler. Bu aşamada tacize ve baskıya maruz kalsalar da hiç kimse bu boykottan geri adım atmadı. Boykotun gerekli etkiyi yaratması sonucu otobüs şirketi zarar etti. Yüksek Mahkeme’nin otobüs işletmesi yönetmeliğinin Anayasaya aykırı olduğuna karar vermesiyle, otobüs şirketi geri adım atmak zorunda kaldı.Ama siyahların bu bir yıllık boykot sonunda elde ettiği tek kazanım, kentte sefer yapan 64 otobüsün ön sıralarında oturmak olmamalıydı.

Dr. Martin Luther King Hapiste

 

download.jpgMontgomery’de ki başkaldırıdan olumlu sonuç alan Afro Amerikalılar cesaretlendi ve sesleri daha da gür çıkmaya başladı. Ülkede yaşayan siyah tenliler, eziklik psikolojisini üzerlerinden atıp kendilerine daha da bir güvenmeye başladı. Bu başarılı boykot hareketi, Martin Luther King’i de yurttaş haklan hareketinin önderliğine hazırladı. Kulaktan kulağa dalga dalga Amerika’ya yayılan ‘’Montgomery otobüs boykotu” Martin Luther King’i ülke çapında tanınan bir lider haline getirdi. Martin Luther King, 1957 yılında, bugün Güney Hıristiyan Liderliği Konferansı adıyla bilinen oluşumun temellerini attı. King, örgütün başkanı seçilmişti ve baskı görenlerin ve ezilenlerin protesto örgütlemesine yardımcı olmaya başladı. 1958 yılında, Montgomery otobüs boykotunda yaşananları ve pasif direniş hakkındaki düşüncelerini açıklayan ilk kitabı “Stride Toward Freedom – Özgürlüğe Doğru Uzun Adımlar” piyasaya çıktı. Kitabı, siyah toplum üzerinde büyük etkiler bıraktı. King’in kitabından oldukça etkilenen bir grup siyah öğrenci, Kuzey Carolina’da tıpkı onun gibi pasif bir direniş örgütledi. Her gün, siyahlara servis yapmama gibi bir ilkesi olan Woolworth mağazasının restoranına gidiyor ve saatlerce oturuyorlardı. İlk başlarda fiziksel saldırılara maruz kalsalar da, King’in öğretisi gereğince bu saldırılara hiçbir karşılık vermediler. Zaten kısa bir süre sonra da, kendilerine dalga dalga katılan diğer siyahlar sayesinde artık restoranın bütün koltukları yalnızca siyahların oldu.

 

King her fırsatta siyahların seçim sistemine dahil olmasını, oylarına sahip çıkarak siyasal güç elde edebileceklerini dile getiriyordu. Fakat bu isteği ne yazık ki öylesine kolay gerçekleşebilecek bir istek değildi. Zira Ku Klux Klan gibi ırkçı örgütler, 20. yüzyıl Amerika’sında büyük güç sahibi olmayı sürdürüyordular. 1960 yılında Missisippi nüfusunun %42′sini siyahlar oluşturmasına karşın, seçmenlerin yalnızca %2′si siyah kökenliydi.  Çünkü linç, siyah insanları sindirmek için hâlâ  kullanılan bir yöntemdi. Siyah insanları oy kullanabilmeleri için kayıt olmaya davet edenler acımasızca öldürülüyordu. Yalnızca onlar mı? Beyaz bir kadının arkasından ıslık çaldığı gerekçesiyle Emmett Till adındaki 14 yaşındaki siyah bir çocuk bile herkesin gözleri önünde linç edilmişti.

12 Nisan 1963’te, Martin Luther King Birmingham’ da bir protesto yürüyüşü başlattı. Yürüyüş sonucunda Martin Luther King ve aralarında protestoya katılan beyaz bir rahibin de bulunduğu yaklaşık 60 kişi tutuklandı. King gözaltına alınırken, Birmingham Emniyet Komiseri Boğa Connor  şu yorumu yapmıştı: “Kente bunun için geldi; tutuklanmak için. İstediğini de aldı işte.

 

Martin Luther King hapishanede cezasını çekerken, Amerikan tarihinin en olağanüstü belgelerinden birini yazdı.  King’in meslektaşı bazı beyaz rahipler, King’in önderliğindeki bu tarz gösterilerin “mantıksız ve zamansız” olduğunu, ve “teknik anlamda ne denli barış yanlısı olursa olsun” King’in sivil itaatsizliğine karşı çıktıklarını belirten bir bildiri yayınladılar. ‘Birmingham Hapishanesinden Mektup’ yazarak eylemleri savunan  Martin Luther King’in bu sözcleri adaletten yoksun sistemin yüzüne vurulan güçlü bir tokat gibiydi, ve Amerika’da özgürlük davasının mutlaka kazanılacağına dair güçlü bir inancı gösteriyordu. Martin Luther King, beyaz vaizlerin suçlamalarına zamanın ötesinde, evrensel gerçekle karşılık verdi. Birmingham’da gerilimi yükselten bir yabancı olmakla suçlanan King, mektubunda ” Zulmün bulunduğu yerde yabancı diye bir kavramın olmayacağını söyledi. “Bir yerde yaşanan adaletsizlik, her yerde adaleti tehdit eder. Kaçınılmaz bir birliktelik ağına yakalanmış, kaderin tek bir elbisesi ile bağlanmışız. Birini doğrudan etkileyen şey, dolaylı olarak herkesi etkiler.” demiştir. King gerilimle ilgili olarak şunu belirtmiştir : “Burada büyüme için gerekli olan yapıcı, şiddet içermeyen bir gerilim var ”. Martin Luther King, “Kendileri ırk ayrımcılığı eziyetine muhatap olmayanlar için, tüm açık eylemlerin zamansız olduğunu” sözlerine eklemiştir. “ ‘Bekle’ sözü hemen her zaman ‘Asla’ anlamına gelmiştir. Hiç kimse başkalarının özgürlüğünün zamanlamasını ayarlayamaz” demiştir mektubunda. Kendisinin ve diğer eylemcilerin gerçekten de mahkeme emrini ihlal ettiklerini kabul eden Martin Luther King, “İçinde yaşadığı toplumun vicdanını uyandırmak için haksız bir yasayı ihlal eden birinin, dürüstçe, sevgiyle hareket ettiği ve cezasını kabul etmeye razı olduğu sürece, aslında hukuka karşı en fazla saygıyı gösterdiğini” mektubunda belirtti. Hapishaneden, başkaldırıyı savunmaya devam eden Martin Luther King, tam da mektubunda yazdıklarına paralel olarak liderlik görevini layıkıyla yerine getiriyordu.

 

8 gün sonra Başkan Kennedy’nin devreye girmesiyle Martin serbest bırakılır. Ancak, protesto ve yürüyüşler devam eder. Pek çok kişi tutuklanır. Bunun üzerine Martin ve diğer siyah liderler, okul çocuklarının da protestolarda kendilerine katılmalarının hareketleri için yararlı olacağı düşüncesine ulaşırlar. 2 Mayıs 1963 Salı günü binin üzerinde çocuk “Özgürlük istiyoruz” diye haykırmaktadır. Günün sonunda 800 kişi cezaevine gönderilir. Yüzlerce çocuk gözaltına alınır. Ertesi gün daha fazla çocuk ve öğrencinin gösterilere katıldığı görülür. Bunu önlemek için göstericilerin üzerine itfaiye tarafından basınçlı su sıkılır. Basınçlı suyun etkisiyle çocuklar, bir kağıt parçası gibi yerlerde sürüklenir. Ciddi yaralanmalar meydana gelir. Bazı protestocular polisle çatışmaya başlar. Polisler köpeklerini göstericilerin üzerine salar. Olayların bu boyuta gelmesinin baş müsebbibi, Birmingham Emniyet Komiseri Boğa Connor. Boğa Connor, sadece gülmektedir. Bu görüntüler –gülen polisler, kızgın köpekler, korkutulmuş; sırılsıklam yerlerde sürüklenen çocuklar, televizyonlarda gösterilince bütün Amerika’da halk şok olur.Boğa Connor, Amerikan Halkının ilk defa olarak siyah insan hakkında vicdanıyla düşünmesine yol açmıştı. O, Birmingham’da Emniyet Müdürlüğünü ve gelecek seçimleri kaybetti. Kennedy, daha sonra bu konuda: “Boğa Connor’ın sivil haklar konusuna katkısı en az Abraham Lincoln kadar olmuştur!” demektedir.

 

Rosa Parks’ın, otobüsteki başkaldırısı, ırkçılığın egemen olduğu bir düzende, algılanabilir bir tepki olarak görülebilir. Ama bütün bunlardan öte, yorgun bir emekçinin, akşam evine dönerken, otobüste oturmak istemesi kadar doğal birşey yoktur. Roza Parks’ın oturma hakkının, Amerika’da ki bazı yasalar yüzünden mümkün olamayacağının, kendisine hatırlatılmasına karşı bu başkaldırısı, çok insani ve çok masum değil midir? Buna karşılık, yürürlükte olan bu yasalar ayrımcı ve kin dolu saçmalıkları üstün gösterirken, bu insani bir ihtiyaç olan oturma isteği karşısında da yeterinde acımasızca değil midir? Martin Luther King’in mektubunda, ” İnsanların adilane olmayan yasalara uymak zorunda olmadığına vurgu yapması ” konuyu özetleyen sözlerdir.

 

Washington Yürüyüşü

1960 yılından itibaren Amerika’nın en önemli kişilerinden biri olan Martin Luther King, ırkçılığa karşı olan ve yurttaş haklarını savunan diğer sivil toplum örgütleri ile beraber  “Washington’a yürüyüş”  planladı. Yapılacak olan yürüyüşle siyah vatandaşların istekleri ve şikayetleri dile getirilecek, Washington’da düzenlenecek olan miting ile de bu istek ve şikayetler, Amerikan Hükümeti’ne bildirilecekti. Eşit yurttaşlık isteğinde bulunan siyahlar, devlet okullarında eşit eğitim almak, işyerlerinde ırkçılığın kaldırılması, siyahlara oy kullanma hakkının tam ve gerçek anlamda sağlanmasını istiyorlardı.

“Washington’a Yürüyüş” herhangi bir taşkınlığa yol açılmadan tamamlandı. 28 Ağustos 1963 tarihinde 250 binden fazla siyah ve beyazlardan oluşan kalabalık Lincoln Anıtının önünde toplandı. Martin Luther King  “Bir hayalim var” adıyla tarihe geçen nutkunu burada okudu. King hayalini şöyle dile getiriyordu:

“Ülkemiz tarihinde özgürlüklerle ilgili düzenlenmiş olan bu en büyük gösteride, şu anda aranızda bulunmaktan kıvanç duyuyorum.

Bundan bir asır kadar önce, şu an manevi himayesinde bulunduğumuz Büyük Amerika’lı, Özgürlük Beyannamesi’ni imzalanmıştı. Bu tarihi belge, esaret zinciri altında yaşamış ve adaletsizlik ateşiyle yanıp kavrulmuş milyonlarca zenci için, uzun ve zifiri karanlık esaret gecelerini sona erdirecek bir umut ışığı haline gelmişti. Ancak ne yazık ki, bundan 100 yıl sonra bile, siyahlar hala özgür değil ve hayatlarını ırkçılığın ve ayrımcılığın prangalarına mahkûm olarak, sürünerek geçiriyorlar.

Uçsuz bucaksız zenginlikler okyanusun içinde, fakirlikle kuşatılmış yalnız bir adada yaşıyorlar. Hala kendilerini Amerika toplumundan dışlanmış, kendi torakları üzerinde sürgün hissediyorlar ve acılar içinde kıvranıyorlar. İşte bu maksatla; bugün, bu utanç verici durumu gözler önüne sermek için burada toplanmış bulunuyoruz.

Bir anlamda bugün, ülke başkentine artık vadesi dolmuş çeklerimizi bozdurmak için geldik. Büyük Cumhuriyetimizin yüksek mimarı, İnsan Hakları Beyannamesi’nin ve Anayasamızın muhteşem sözlerini imzaladıklarında, aynı zamanda her bir Amerikalı’nın bu mirastan kendine düşen payı alabileceğini de vaad etmekteydiler.

Bu öyle bir vaatti ki, herkesin; evet, siyah olsun beyaz olsun herkesin vazgeçilmez ve devredilemez, özgürce yaşama ve mutlu olma haklarını teminat altına almaktaydı.

Bu gün artık şurası gerçektir ki, Amerika vaat edilen bu haktan, vatandaşlarının renkleri söz konusu olduğunda, vazgeçmiş gibi görünüyor. Bu kutsal yükümlülüğü ifa etmek yerine, zenci vatandaşlara, üzerinde ”karşılıksız” yazan sahte çekler veriliyor.

Ancak biz, Adalet Bankası’nın iflas etmiş olduğuna inanmıyoruz. Bu ülkenin engin fırsatlar hazinesinin iflas etmiş olduğuna inanmak istemiyoruz. Onun için buraya; bu çekin, dilediğimiz anda özgürlüğümüzü ve sosyal güvencemizi geri verecek olan bu çekin, karşılığını almaya geldik.

Ayrıca, bu kutsal mekândan, Amerika’ya, bu işin çok acil olduğunu hatırlatmaya geldik. İşleri ağırdan alma veya uyuşturucu çekmiş kişiler gibi yavaştan hareket etme zamanı değildir. Vakit, demokrasiyle ilgili vaatlerin gerçekleştirme zamanıdır. Vakit, ulusumuzu adaletsizlik ve ırkçılık bataklığından, kardeşliğin sağlam zeminine oturtma zamanıdır. Vakit, tanrının tüm evlatları arasında gerçekleştirme zamanıdır.

İçinde bulunduğumuz şu anın aciliyetini görmezden gelmek ve bizi siyah vatandaşların kararlılığını yanlış değerlendirmemek, ülkemiz için gerçek bir felaket olabilir. Siyahların memnuniyetsizliğinin yol açtığı bu bunaltıcı sıcak yaz ateşi, ta ki kardeşliğin ve özgürlüğün geleceği serin sonbahar günlerine kadar sürecektir. 1963 yılı bir son değil, yalnızca bir başlangıçtır. “Zencilerin biraz hava atıp boşalmaya ihtiyaçları var, bunlar hemen sakinleşirler” diye düşünenler şunu iyi bilsinler ki, eğer bu usul önceki tutumlarına yeniden dönecek olursa, sarsıcı bir uyanışla karşılaşacaklardır. Zencilerin vatandaşlık hakları verilmediği sürece, Amerika’da ne bir rahat ne de bir huzur kalacaktır. Ta ki, adaletin aydınlığına kavuşuncaya kadar, isyan fırtınaları ulusumuzun temellerini sarsmaya devam edecektir.

Adalet sarayına giden sıcak eşiğin üzerinde durmakta olan halkıma da söylenecek ir çift sözüm var. Haklı davamızı gerçekleştirme yolunda yanlış tutum ve davranışların esiri olmamalıyız.

Hürriyet ateşimizi acı ve nefret kâsesinden içerek söndürmeye çalışmalıyız. Mücadelemizi daima vefakar ve disiplinin yüce kanatları altında sürdürmeliyiz. Yaratıcı protestolarımızın fiziksel bir şiddete dönüşmesine asla müsaade etmemeliyiz. Her zaman, fiziksel gücü, manevi gücümüzün sonsuz yücelikleriyle karşılık vermeliyiz.

Zenci toplumunu çepeçevre kuşatmış bulunan bu yeni ve kutsal militan ruh, bizi tüm beyaz insanlara karşı bir güvencesizliğe yöneltmemelidir. Beyaz kardeşlerimizin pek çoğu, kendi kaderlerinin bizimki ile sıkı sıkıya bağlı olduğunu idrak etmektedir. Bunun en güzel delili, şu an bizim aramızda bulunmuş olmalarıdır. Biz, bu yolu tek başımıza yürüyemeyiz.

Yolumuzda ilerlerken; daima ileriye bakacağımıza söz vermeliyiz. Artık geri dönmemiz mümkün değil… Kendilerini vatandaşlık hakları uğruna adamış kimselere, “Daha ne zaman tatmin olacaksınız?”diyenlere, zenci halkın hiçbir zaman dile getiremediği polis zulüm ve dehşetin bittiği ana kadar, “Asla tatmin olmayacağız!” diyeceğiz.

Bizler, bu yolda yürümekten bitkin düşmüş vücutlarımız, otobandaki motellerde ve şehirdeki otellerde istirahat edemedikçe, asla tatmin olmayacağız.

Bizler, çocuklarımızı kimliklerinden sıyıran ve insanlık değerlerinden koparan “Beyazlara mahsustur” yazan tabelalar var olduğu müddetçe asla tatmin olmayacağız.

Bizler, Mississippi’deki bir zenci oy veremediği ve New York’taki bir zenci oy vermeye değer bir şey olmadığına inandığı müddetçe, asla tatmin olmayacağız.

Bizler, adalet sular gibi çağlamadıkça ve haklar gür bir nehir gibi coşmadıkça, katiyen tatmin olamayız ve olamayacağız.

Bir çoğunuzun buraya büyük bir çalkantı ve zorlukların içinden sıyrılarak geldiğinizi anlamıyor değilim. Kiminiz daracık zindanlardan henüz kurtulmuş olarak burada bulunuyorsunuz. Kimileriniz de, hürriyet aşkınız zulüm rüzgârlarıyla gölgelendiği ve polis işkencesiyle tepelendiği yerlerden geliyorsunuz.

Sizler, ıstırabın her çeşidini tatmış kahramanlarsınız! Acı çekmeden kazanılan başarıların gelip geçici olduğu inancıyla, yolunuza devam edin…

Bu durumun bir şekilde değiştirilebileceğini ve mutlaka değişeceğini bilerek Mississippi’ye dönün, Alabama’ya dönün, Güney Carolin’e, Georgia’ya, Louisiana’ya dönün, modern şehirlerimizin kıyısındaki fakirhanelerinize ve gettolarınıza geri dönün.

Bugün size şunu hatırlatıyorum ki, dostlarım, ümitsizlik batağında boğulmayalım. Şu an yaşamış olduğumuz ve önümüzde bulunan zorluklara rağmen, hala bir hayalim var benim. Bu hayal, Amerikan rüyasının derinliklerine kök salmış bir hayaldir.

Evet… Bir hayalim var benim!

Gün gelecek, bu ulus ayağa kalkacak ve kendi inanç değerlerini tam anlamıyla yaşayacak. Şu husus apaçık ortadadır ki, bütün insanlar eşit yaratılmıştır.

Bir hayalim var benim!

Gün gelecek, bir zamanlar köle olanların evlatlarıyla yine bir zamanlar köle sahiplerinin evlatları, Georgia’nın kızıl tepelerinde, birlikte kardeşlik sofrasına oturabilecekler.

Bir hayalim var benim!

Gün gelecek, Mississippi eyaleti bile, adaletsizliğin ve baskıların ateşiyle bunalmış olan o eyalet bile, bir özgürlük ve adalet vahasına dönüşecek…

Bir hayalim var benim!

Gün gelecek, dört büyük çocuğum, derilerinin rengine göre değil, karakterlerinin yapısına göre değerlendirilecekleri bir ülkede yaşayacaklar.

Bugün bir hayalim var benim!

Gün gelecek, Alabama eyaleti, şirret ırkçıları ile, ağzından hep müdahale ve yasaklar yönünde sözler dökülen valisi ile, o eyalet bile, minicik siyah erkek ve kız çocuklarının, minicik beyaz erkek ve kız çocukları ile, kardeşçe el ele tutuşabilecekleri bir yer olacaktır.

Bugün bir hayalim var benim!

Evet, bir hayalim var!

 Gün gelecek, özgürlüğümüzün önünde birer engel olan bütün vadiler yükselecek, bütün dağlar eğilecek, engebeli yerler hizaya gelecek ve Allah’ın yüce şanı yeryüzüne inecek ve bütün canlılar bunu hep birlikte göreceğiz.

Bizim umudumuzdur bu. Bu umutla Güneye gideceğiz. Bu inançla umutsuzluk dağlarını yontarak bir umut anıtı yapacağız. Bu inançla ülkeyi saran ahenksiz sesleri kardeşliğin senfonisine dönüştüreceğiz. Bu inanç sayesinde, bir gün özgür olacağınızı bilerek, hep beraber mücadele edecek, hep beraber hapse düşecek ve hürriyet için hep beraber ayağa kalkacağız.

İşte o gün yüce Allah’ın bütün kulları yepyeni bir ruhla söylenecekler bu şarkıyı:

Benim ülkem, senin ülken.

Özgürlüğün güzel yurdu,

Sana söylüyorum bu şarkıyı.

Atalarımın öldüğü toprak burası.

Şehitlerin gururu olan toprak…

Her bir dağın yamacından,

Özgürlük yankılanacak!

Ve eğer Amerika büyük bir ülke olacaksa, bunun gerçekleşmesi şarttır. Öyle ise,

New Hampshire’ın yüce tepelerinden özgürlük

Yankılansın, New York’un ulu dağlarından

Ve Pennsylvania dağ kasabalarının zirvelerinden.

Colorado’nun karlarla kaplı kayalıklarından yankılansın!

Yankılansın, California’nın kıvrımlı yamaçlarından

Yalnızca Georgia’nın Yalçın Dağlarından değil,

Mississippi’de ki her bir ağacın yamacından yankılansın özgürlük.

Ve bunu başardığımızda, her kasabadan ve köyden, her eyaletten ve kentten özgürlük şarkısının yankısını duyduğumuzda, o gün daha da yakın olacak ve Allah’ın bütün kulları siyahlar ve beyazlar, Yahudiler, Hıristiyanlar, Müslümanlar ve Budistler el ele tutuşarak siyahların eski bir ilahisini söyleyecekler.

Sonunda özgürüz!

Şükürler olsun Ya Rabbim!

Sonunda hepimiz özgürüz.”

Amerikan tarihinin en önemli konuşması olarak tarihe geçen bu hayalin bir kısmı, yapılan bu mücadelelerin sonucu olarak gerçekleşmeye başladı. 1964 yılında çıkan Yurttaş Hakları Kanunu ve 1965 yılında çıkan Oy Hakkı Kanunu ile siyahlar kanun önünde beyazlarla eşit haklara sahip oldu. Böylece kanun önünde eşitlik sağlandı.

 

Martin Luther King Suikasti

download (2).jpgŞiddete başvurmadan, sivil direniş ile kazanılan başarıların ve yasal olarak elde edilen bu haklardan sonra Martin Luther King, toplumda siyahlara karşı olan ırk ayrımcılığını ortadan kaldırmak için çalışmalarını sürdürmeye devam etti. Amerika’nın Güney eyaletlerinde başlattığı çalışmaları kuzey eyaletlere de yayarak direnişi güçlendirmeye çalıştı. Ancak bu çabaları onu beyaz renkli ırkçıların da düşmanı haline getirmeye başlamıştı. Vietnam savaşına karşı çıkan konuşmaları ile de tepki toplamaya başlamıştı. Tüm bu gelişmelerin arasında Martin Luther King, Nisan 1968 de temizlik işçilerinin grevini desteklemek için Memphis eyaletine gitti.

Şehirde yaşayanların yüzde kırkı zenciydi ve temizlik işi gibi bir meslekte çalışanların yüzde doksan beşi de zencilerdi. Grevciler, Martin Luther King’i yardımlarına çağırmışlar, o da seve seve ırktaşlarının yanına koşmuş, gösterilere ve yürüyüşlere liderlik etmeye başlamıştı.

12 Şubatta başlayan grevde, 1300 temizlik işçisi, sendikalarının belediyece tanınmasını ve ücretlerinin saat başına 60 sentlik bir zam görmesini talep ediyordu. Görevine 1 Ocakta başlamış olan Belediye Başkanı Henry Loeb’se, bu istekleri kabul etmemekte kararlıydı. Loeb, temizlik işçilerinin istekleri yerine getirilirse, geri kalan belediye memurlarının da greve gideceğinden korkuyordu. İtfaiyeciler, polisler ve hastane görevlileri de daha fazla para isteyecek olursa, Belediye ya ücretleri yükseltecek ya da hizmetlerin aksamasını göze alacaktı.

Grev gittikçe bir ırk çatışmasına dönüştü. Zenci temizlik işçileri, belediyenin grev karşısındaki uzlaşmaz tutumunu ırk ayırımının yeni bir belirtisi olarak görüyorlardı. Memphis’te zencilerin iş bulmakta güçlük çektiklerini, daha düşük ücretlerle çalıştıklarını, gerektiğinde işten ilk çıkarılanların yine zenciler olduğunu ileri sürüyorlardı. Çöp yığınları büyüdükçe sinirler geriliyor, tedirginlik artıyordu. Gece yarısı olaylar çıkıyor, şehrin orta yerindeki dükkânların vitrinleri kırılıyordu. İtfaiyeciler, sahte yangın ihbarlarıyla uğraşırken, taşan çöp tenekeleri ateşe veriliyordu. Memphis, Mississippi nehrinin, kıyısında, her dakika patlayabilecek bir saatli bomba gibiydi.

 

Martin Luther King, Memphis’te 12 bin zenciye seslendiği konuşmasında, grevcilerden cesaretlerini kaybetmemelerini istedi. “Fedakârlık yapmadan hiç bir şey elde edilemez,” diyordu bu konuşmasında.

Eylemcilere, bütün şehri kapsayacak bir günlük bir iş boykotu yapılmasını öneren M.Luther King, aynı zamanda Güneyli Hıristiyan Önderler Birliğinin “S.C.L.C.” para yardımında bulunacağı hususunda söz vererek, iş boykotunun yapılacağı gün, göstericilerin başında bulunmak üzere Memphis’e döneceğini de sözlerine ekledi.

Grevciler, bu yeni destekten cesaret buldular. Eylemciler en çok gene şu sözlerle coşmuşlardı:

“Boykotun sonucu, sesinizin artık duyulması olacak, Memphis’te o gün hayat duracaktır.”

28 Mart günü, Martin Luther King, Beale sokağındaki gösteride 6 bin kişinin başında yürüdü. Yürüyüş sakin başlamış, göstericiler Dr. King’in ardı sıra sessiz ve ağır başlı bir biçimde yürüyorlardı. Birden, yaşları 13-20 arasında değişen 150 kadar zenci genç yürüyüşten koparak, vitrinleri kırmaya, dükkânları yağmalamaya, ateşe vermeye, polislere saldırmaya başlaması üzerine olaylar çıktı. Göz açıp kapayana kadar olaylar çığırından çıkmıştı.

Memphis polisi, duruma hâkim olmak için, gaz bombası ve cop kullandı. Olayların daha da büyümesini önlemek isteyen Tennessee Valisi, eyalet askerlerini ve dört bin ulusal muhafızı Memphis’e yolladı. Sabaha kadar 300 zenci tutuklandı, 60 kişi yaralandı, bir dükkânı yağmalarken polis tarafından kurşunlanan 16 yaşında bir zenci çocuk da öldü.

Hayal kırıklığı yaşayan Martin Luther King, başarısızlığa uğradığını düşünüyordu: Şiddet aleyhtarı felsefesi Memphis’li zenciler tarafından reddedilmişti. Bir daha dönmemek üzere şehirden ayrılmayı düşünüyordu. Fakat, Güneyli Hıristiyan Önderler Birliğindeki taraftarları, olayları küçük bir grubun çıkardığına onu inandırdıklarından, bir yürüyüş daha düzenlemeye karar verdi:

“Barışçı yollardan protesto, Memphis’te hüküm sandalyesinde oturmaktadır.” diyordu Martin Luther King.

Beyaz ırkçılar King’i artık eylemcilere söz geçirememekle suçluyorlardı. Zenci ırkçılar da King’in başının dertte oluşuna içten içe seviniyorlardı. Zenci ırkçılar, zencilerin eşitliğinin barışçı yollardan sağlanamayacağını, bu hakların kazanılması için savaşılması gerektiğini ileri sürüyorlardı.

Bunun üzerine Martin Luther King, yardımcılarından, yeni bir yürüyüş planlanmasını istedi.

İlk yürüyüşte kargaşayı başlatan eylemcilerin bağlı oldukları çeteyle görüşülerek, çocuklardan yeni yürüyüşte olay çıkarmayacaklarına dair söz alındı. King, yeni yürüyüşten önce, bir toplantı düzenledi. 3 Nisanda Mason Street kilisesinde gerçekleştirilen toplantıda  King, iki kişiye seslendi. Değişikliklerin zamana yayılarak getirilmesini bekleyenlerin yanında, hemen eyleme geçilmesini isteyen aşırılarında toplantıya ilgi göstermesini sağlamıştı.

Martin Luther King, konuşmasında kalabalığa şöyle seslendi;

“Çağımızda ve günümüzde temel sorun, şiddet ile barışçı yollar arasında bir seçim yapmak değildir, çünkü ya barışçı yolları seçeriz, ya da hep birlikte yok oluruz.”

Martin Luther King, ertesi gün,  kaldığı otelin balkonunda uğradığı silahlı suikast sonucu öldürüldü. Kurşun, King’in ensesini ve çenesini parçalayıp geçmişti. Elli dakika sonra Dr. Martin Luther King ölmüştü. Onun ölümü, Amerika’da, büyük şiddet olaylarının başlamasına yol açtı. Şiddetten yana olan zenci önderlerinden biri Stokely Carmichael, kalabalıkları galeyana getirerek şu ifadeleri kullandı;

“Evlerinize gidin ve silahlarınızı alın!.. Beyaz adam geldiğinde, amacı sizleri öldürmek olacaktır. Sokaklarda, artık hiç bir siyahın kanını görmek istemiyorum. Onun için diyorum ki, evinize gidip silahlanın!..”

Şiddetten uzak kalarak eşitlik mücadelesini sürdüren ve Nobel Barış ödülünü almaya hak kazanan Martin Luther King öldürülmüştü. Fakat onun öldürülmesi, Amerika’daki Sivil Hakları Hareketi’nin mücadelesini sonlandırmadı. Hareket devam etti. Martin Luther King, ölümünden sonra ABD Başkanı Jimmy Carter tarafından “Özgürlük Ödülü Madalyası”na layık görüldü. Her ocak ayının üçüncü pazartesi “Ulusal Martin Luther King Günü” ilan edilerek Amerika’da anılan önemli bir lider olarak tarihe geçti ve ayaklanmalar bastırıldı.

Amerikan Sivil Hakları Hareketi’ne, Amerikan Medyasının Bakış Açısı

“Söylem Analizi”

Washington Post: Washington Post gazetesi, 5 Nisan 1968 sayısında Martin Luther King’in öldürülmesini manşetten vermiştir. Olayın ciddiyetini, haberi baş sayfadan vererek yansıtan gazete, başlıkta Katledilmek deyimini kullanmıştır. ‘Katledilmek’ deyimi, savunmacı bir kelimedir. Washington Post gazetesinin Martin Luther King’e destek verdiğini anlıyoruz.

 

21march2006b.gif

 

The Newyork Times: The Newyork Times gazetesi, 29 Ağustos 1963 sayısında, baş sayfasında Washington’da düzenlenen sivil haklar yürüyüşü mitingine 200,000 kişinin katıldığını belirtmiş ve bununla ilgili meydanın genel bir fotoğrafını kullanmıştır. Lincoln Anıtının önündeki kalabalığı aktaran gazete, Martin Luther King’in konuşmasından satırbaşları vermiştir. Ayrıca mitingde büyük alkış alan ve Martin Luther King’le özdeşleşen, “Bir hayalim var” adıyla tarihe geçen nutkunuda sayfasına taşımıştır. The Newyork Times gazetesi’de, konuyu gündemin baş köşesine taşımış ve konuyu önemsemiştir.

 

download (1) (1).jpg

 

Eylemler gerçekleştirildiği sırada çıkan olaylara yer veren Newyork Times gazetesi Afro Amerikalıların yanında yer almıştır. Görselini bulamadığım fakat bir kaç makale de atıfta bulunulmuş olan bazı haberlerde, gazetenin kimin yanında yer aldığı konusunda fikir sahibi oluyoruz. Aşağıdaki mısraları, siyahi öğrencilerin restoranlarda yaptığı oturma eylemini sayfasına taşıyan Newyork Times gazetesi kullanmıştır.

“Sekiz Zenci segregasyon uygulanan bir kütüphaneye girdi. Dört katlı binanın üç katında gezinip masalara oturdular, dergi ve kitap okudular. Polis oradaydı; ancak Zencilere kütüphaneyi terk etmelerini söylemedi. Yarım saat sonra kendi rızalarıyla kütüphaneden ayrıldılar.Zenciler kütüphaneye girdiğinde içeride yaklaşık 25 beyaz

vardı. Beyazların bazıları “Buranın havası bozuldu” gibi aşağılayıcı şeyler söylediler. Diğerleri de Zencilere: “Neden evinize gitmiyorsunuz?” diye sordular. Ancak herhangi bir olay çıkmadı”.

 

boston-herald-newspaper-0405-1968-martin-luther-king-assassination

 

Chicago Tribune: Chicaco Tribune gazetesi, 5 Nisan 1968 sayısında, “Martin Luther King katledildi” başlığını kullanmıştır. ‘Katledildi’ deyimiyle bu gazete de Martin Luther King’i savunmuştur. Gazete baş sayfanın tümünü bu habere ayırmıştır. Sayfada 4 adet fotoğraf kullanılmıştır, kullanılan fotoğraflarda olay yeri görüntüleri ve Martin Luther King’in fotoğrafı kullanılmıştır. Gazete; haber içeriğinde, olayı derinlemesine incelemiştir. Gazetenin sayfa yapısına göre, bu çok önemli bir olaydır. Tüm sayfa bu haberin içerikleriyle doludur. Gündemde bu denli çok yer kapladığına göre, Chicago Tribune gazetesi Martin Luther King’le aynı safta yer almaktadır.

Daily News: Daily News gazetesi, “Negro Leader Adressess 6,500 Here”  üst başlığını kullanmıştır. Bu başlıkta Martin Luther King’den zenci olarak bahsedilmiştir. Negro kelimesi, zenciler için kullanılan ırkçı bil kelimedir.

“Martin Luther King dün gece Dayton Fieldhouse’de 6,500 kişiye seslendi. Şiddet insan hakları için bir çözüm aracı değildir.”

 

images (1) (1)

 

Gazete her ne kadar Martin Luther King’in ortamı yatıştırıcı söylemlerine yer verse de. Irkçı bir söylem üzerine inşaa edilen “Negro” Kelimesini üst başlıkta ve haber içinde sıkı sık kullanmıştır.Negro, ırkçı bir kelimedir, Daily News gazetesi, isteyerek veya istemeyerek ırkçılık yapmıştır.

 

 

images (4).jpg

 

Haberde kullanılan fotoğraflara bakacak olursak, Daily News gazetesi, iki adet eylemciyi sayfasına taşımıştır. Fotoğrafta, (rev king member of 60 communist organizations) cümlesinin yazılı olduğu bir pankartı taşıyan gösterici görülmektedir. Eylemcinin elindeki pankartta yazan bu kelimeler, o dönem Amerika’nın düşmanı olan Sovyetler, yani komünizmi çağrıştırmıştır. Yani, Martin Luther King’e destek verenlerin komünistler olduğu, ve Amerika’nın ülkeyi komünizm tehlikesinden korunmak amacıyla şiddeti meşrulaştırma amacı olarak görülmüştür. Gazete bu resmi kullanarak aslında eylemcileri komünistler olarak hedef göstermiştir. Resimde ki eylemcilerin elindeki pankartlarda “communist” ibaresinin olması o dönemde, eylemcilere uygulanacak şiddeti meşrulaştırmak için kullanılabilecek en güzel malzemedir.

 

i-have-a-dream-newspaper-headline.jpg

 

Time: Time Dergisi, Nisan 1964 yılında kapağında Martin Luther King’e yer vermiştir. Dergi, Martin Luther King’i ( Man Of The Year) şeritini sağ üst köşesinde kullanarak, yılın adamı seçmiştir. Derginin bu yaklaşımı, Martin Luther King’e destek verdiği anlamına gelir. Time Dergisi’ne kapak olmak öyle kolay bir iş değildir. Ayrıca, analizini yaptığımız diğer medya organları, genel itibariyle, Martin Luter King’in ölmesi üzerine haberlere yer vermiştir. Time’da ise bu durum farklıdır, 1964 yılında Sivil İtaatsizlik eylemlerinin en çetrefilli yılı olarak düşünülürse, Time Dergisi Martin Luther King’i gerçekten önemsemiş.

 

201104-04.jpg

 

Life: Life Dergisi,12 Nisan 1968 sayısında Martin Luther King’i kapak resmi yapmıştır. Sayfa siyah bir zemin üzerine tasarlanarak, olayın içine bir yas duygusu katılmıştır. Martin Luther King’in Doğum ve ölüm yılları fotoğraf altında kullanılmıştır. Kapaktan anlaşıldığı kadarıyla, Martin Luther King’in ölümünden dolayı üzüntü duyulmaktadır. Life Dergisi’de, Martin Luther King’e destek vermiştir.

 

1101640103_400.jpg

 

Afro American Journal: Afro American Journal gazetesi ise, Amerikan Sivil Hakları Hareketi’nin sözcüsü konumunda bulunan gazetelerden biridir. Yapılan etkinlikler, protestolar, çıkan olaylar, çeşitli bildiriler, yapılacak olan sivil itaatsizlik çalışmalarının duyurulması gibi bütün olaylar bu gazeteden deklare edilerek basın gücü kullanılmaya çalışılmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s