Dünyayı sarsan on gün: Ekim devrimi!

1917 Ekim (Şubatta başlayan) devriminin incelemesine girmeden önce, o sürecin yıllar önce kitleler tarafından yolunu açan, 1905 devriminin neden ve sonuçlarına değinmek, sanırım daha aydınlatıcı olacaktır.

c256b9c953798cabeaa63743a27dfb6a_1267896054.jpg

1905 yarım kalmış bir devrim.

Çarlık Rusya’sında 9 Ocak 1905′te “Kanlı Pazar” adıyla anılan tarihi bir gün yaşandı. Binlerce işçi ve emekçi çalışma saatlerinin azaltılması ve yaşam standardının yükseltilmesi isteğiyle alanlara ve greve çıktı. Barışçıl başlayan bu gösterilere, Çarın jandarması ateş açtı ve binden fazla insan yaşamını yitirdi. Çarın doğrudan emri ile yapılan bu katliama karşı, kitleler daha da büyük bir tepkiyle karşılık verdi. Bu kitlesel tepki bir anda devrime dönüştü. Devrimin bu baskısı karşısında otokrasi, elinde tuttuğu ayrıcalıkların bir kısmını kaybetmek pahasına bir anayasaya, parlamentoya (Duma) ve ona dayanan çok partili sisteme razı olmak zorunda kaldı. Devrimde otokrasiye karşı kitlelere önderlik eden iki ana akım oluştu: Yasadışı faaliyet gösteren, Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi (RSDİP) (içinde iki eğilim bulunmaktaydı: Menşevikler, ‘Rusçada azınlık demek’ ve Bolşevikler ‘çoğunluk’) ve liberal burjuvalar. Çarlığı yıkmayan ama sarsan bu devrim, Rus devrim tarihine yarı zafer olarak geçmiştir. Bu devrim her ne kadar yarı yolda durmuş olsa da, kitlelerin politik olgunlaşmasına büyük olanak sağlamıştır 1904-1905 Rus-Japon savaşında Rus devletinin ağır yenilgiye uğraması, liberal burjuvazinin çarlığa karşı yürüttüğü ideolojik-politik mücadele ve Rusya’da kapitalizmin ağır sömürü ve baskı altında gelişimi; 1905 devriminin koşullarını hazırlamıştı. Tarihsel süreklilik ve dinamizm açısından 1905 devrimi; 1917 Şubat/Ekim devriminin provası gibidir. Çünkü 1905 devrimi, işçi sınıfının iktidara aday bir sınıf olduğunu göstermiş ve burjuva parlamentosunun yerine alternatif olarak daha demokratik olan Sovyet (İşçi-Köylü-Asker meclis/konsey) demokrasisini koymuştur. Bu Sovyet demokrasisi geniş kitleleri içine çekmesi ve onlara yasama ve yürütme yetkisi tanıması açısından eşi benzeri görüşmemiş (Paris Komünden sonra) bir araç olma özelliği taşımaktadır. 1905 devriminin ardından inişli-çıkışlı ve kesintili olarak devam eden devrimci süreç, 1914’de patlak veren birinci dünya savaşı (Emperyalist paylaşım) ile tekrar önemli bir ivme kazanmıştır. Bu ivmenin ve fay hattının süreklilik kazanmasının en temel nedeni; gelişmek isteyen Rus kapitalizmine, Çarlık elbisesinin dar gelmesiydi. Uzun yıllar çeşitli siyasi eğilimleri içinde barındıran RSDİP, 1912 yılında bölünmüş ve içinden Bolşevik ve Menşevik parti çıkmıştı. Aslına bakarsak bu iki parti sosyolojik olarak işçi partisi, ideolojik düzlemde ise Marksist’ti. Fakat mücadele yöntemleri ve devrim stratejileri bakımından iki farklı görüşü temsil ediyorlardı. Menşevikler olası bir devrimde liberal burjuvaziyi önder görürken, Bolşevikler ise işçi ve köylüleri devrimin öznesi olarak tanımlıyorlardı. 1905 devrimine katılan bu iki parti, aradan geçen uzun yılların bilançosu açısından 1914’e kadar devrimci faaliyette kayda değer bir kazanım elde edememişlerdi. Bu iki parti için ilk önemli dönemeç; Çarlık Rusya’sının Almanya’ya karşı emperyalist savaşa girmesi, ikincisi ise Alman Sosyal Demokrat Partisi (yani Komünist Parti) ve ikinci enternasyonalin bu savaşa destek vermesiyle bu çatlağın uluslar arası bir boyut kazanması olarak görülmelidir. Emperyalist savaşı destekleyen bu politik tutum; Alman Sosyal Demokrat Partisi’nde ve İkinci Enternasyonal’de bir bölünmeye neden olmuştur. Doğal olarak Avrupa çapındaki bu bölünme, Rus devrimci hareketini de etkisi altına alacaktır. Emperyalist savaşa, ikinci enternasyonal ve onun en etkin üyesi olan Alman Sosyal Demokrat Partisi “Anavatanın savunulması” ve “demokrasinin korunması” gerekçesiyle destek verirken, Bolşeviklerin ise temel politikasına yön veren slogan “Silahlarınızı kendi burjuvalarınıza karşı çevirin” olmuştur. Bolşeviklerin bu netliğine karşın, Menşevik cenah aynı refleksi gösteremedi ve politik olarak ikiye bölündü. Bir kısmı savaşa karşı çıkarken, diğer kalanları da savaşı desteklediler. Bolşevik partisinin enternasyonalist bir tavır ile paylaşım savaşına karşı çıkması; işçilerin ve köylülerin (bunlar aynı zamanda askerdi) barış, toprak ve iş talebine bir yanıt olmuştur. Bolşevik parti üyeleri ve sempatizanları bu talepleri devrime kadar, Çara ve burjuvalara karşı hep savunmuştur. Bu açık taraf alış Bolşeviklere iki şey sağlamıştır: Birincisi savaşa ve yoksulluğa karşı harekete geçmiş olan kitlelerin içinden en ileri atılanları devrimci mücadeleye katılmasını sağlamak. İkincisi ise dar politik çalışmadan sıyrılıp daha geniş kitlelerin içinde propaganda olanağı elde etmesidir.

Ekimin yolu açılıyor: Şubat devrimi…

Eşit ücret isteyen kadınlar, 8 Mart 1917 Dünya Kadınlar Günü meydanlara çıktılar. Barışçıl bir gösteri yapan bu protestocular, Çarın polisi tarafından zorla dağıtılmaya çalışıldı. Polisin bu zorla bastırma girişimi sonucunda çok sayıda kadın ve erkek ölmüş ya da yaralanmıştı. Zaten savaştan, işsizlikten ve açlıktan harap olmuş kitlelere karşı, Çarın bu acımasız tutumu, bardağı taşıran son damla olmuştu. Bu katliam askerlerde ve işçilerde de genel bir huzursuzluk yaratacak ve başlamakta olan isyana katılmalarına neden olacaktı. Böylelikle kadınlar gününü anmak için başlayan gösteriler, Çar ve otoriteye bir tepkiye dönüşmüş, kitleler 1905 devriminin kazanımı olan Sovyetleri tekrar inşa etmişlerdir. Devrimin basıncı altında kalan Çar, görevini bırakmak zorunda kalmıştır. Otokrasi yıkılmış, yerine liberal burjuvalardan ve toprak sahiplerinden oluşan geçici bir hükümet (Menşevikler bu hükümeti destekliyorlardı) ve ona alternatif bir odak anlamına gelen işçi-köylü-askerlerden oluşan Sovyetler kurulmuştur. Rusya’da Şubat’tan Ekim’e kadar sürecek devrimci süreci bu “ikili iktidar”ın karşılıklı ilişkisi belirlemekteydi. Böylesi kritik bir süreçte burjuvalar ve toprak sahiplerinden oluşan bu geçici hükümet halkın birikmiş olan sorunlar yumağını çözmemiş, barışı sağlayamamış ve halkları oyalama sürecine girmiştir.

1917 Ekim devrimi…

Geçici hükümetin bu oyalama tavrı daha sonra bastırma biçimine dönüşecek aralarında Bolşevikler de olmak üzere muhalif kesimi kapsayan bir tutuklamalar zincirine kadar varacaktır. (bu arada temmuz ayı içerisinde başarısız bir askeri darbe girişi de yaşanmıştır) Demokratik olduğunu iddia eden burjuvazinin bu yaklaşımı, Şubat’ta ayağa kalkmış kitleleri daha da öfkelendirecek, devrimin kırlara ve cepheye doğru yayılmasına neden olacaktır. Devrim sekiz ay süre ile iniş çıkışlar biçiminde devam etmiş ve 24 Ekim 1917’de (yeni takvime göre 7 Kasım) Petrograd’daki Kışlık Saray’ın Bolşeviklerin eline geçmesiyle son bulmuştur. Tarihi bütünlük açısından bakıldığında Rus devrim süreci Şubat’ta başlayıp Ekim’de iktidarın alınması ile biten tek bir devrimdir. Sekiz ay süren bu devrim süreci kitlelerin her gün artan basıncı ve Bolşeviklerin kararlı, mücadeleci tavrıyla birleşmiş ve “Tüm iktidar Sovyetler”in olmuştur.

Devrimin kazanımları…

Bolşevik yönetim bütün bankaları ve dış ticareti devletleştirdi. Üretim araçları ve topraklar üzerindeki özel mülkiyeti kaldırdı ve yerine devlet mülkiyetini getirdi. Piyasa yerine demokratik bir planlamaya gidildi. Dış borçlar reddedildi ve ödenmedi. Topraksız köylülere toprak dağıtıldı. Evlilik kurumu tasfiye edildi. Sovyet yönetimi savaştan çekildiğini açıkladı ve derhal barış anlaşması imzalandı. Halklar hapishanesini andıran Rusya’da uluslar tam bir baskı altındaydı. Ulusların kendi kaderini tayin hakkı temelinde, Bolşevikler Ekim Devrimi ile Finlandiya, (6 Aralık 1917) Estonya, (24 Şubat 1918) Letonya, (16 Şubat 1918) Polonya ve (18 Kasım 1918) Gürcistan’ın (26 Mayıs 1918, daha sonra 1921’de işgal edilerek SSCB’ye dahil edildi) bağımsızlığını tanıdı. Geri kalan ülkeler ile gönüllülük (ayrılma hakkı saklı olmak kaydıyla) temelinde hiçbir ırkı, ulusu çağrıştırmayan halklar federasyonu olan SSCB’yi inşa ettiler.

Devrimin sonuçları ve şimdiki anlamı…

Emperyalist kapitalist sistemin en zayıf halkası olan Rus kapitalizmi, devrimci bir süreç sonucu kopmuştur. Uluslar arası zincirden kopan Ekim devrimi ülkesi; ne feodal bir yoldan, ne de kapitalist bir güzergâhtan yürümüştür. Yarı feodal, yarı kapitalist Rusya, eşitsiz ve bileşik gelişim yasasının bir sonucu olarak işçi-emekçi iktidarına dönüşmüştür. Fakat birçok faktörden dolayı tarihin bu ilk muzaffer işçi devriminin içinden doğan bürokrasi, yozlaşarak işçi ve köylülerin iktidarını gasp etmiş; 1990’ların başında ise önce glasnost (açılım) ile daha sonrada perestroyka (yeniden yapılanma) ile kapitalist restorasyon sürecine girmiştir. Çok hazindir ki kapitalizmin bu topraklara girişi; Politbüro, (Stalinist bürokrasi) KGB ve “oligark” denilen suç örgütlerinin eliyle olmuştur. İçten içe yıllar yılı çürüyen ve 80 küsur yıl varlığını ancak sürdüren bu rejimde, bir ur biçiminde ortaya çıkan bürokratik kast bize üç şey öğretmiştir: Birincisi geri kalmış bir ülke sınırları içinde devrimle ileri atılan işçi-köylü kitlelerin ve ezilen ulusların devrimden sonra geri çekilebileceği. İkincisi beklenmekte olan bir Avrupa devriminin, (özellikle başarısız 1919 Alman devrimi) Ekim devriminin imdadına yetişmemesi, hatta ihanet ederek arkasını dönmesi. Üçüncüsü ise sınıfların, ulusların ve kadınların özgürleşmesi, yani sosyalizm için ulusal arenada başlamış bir devrim gerekli olurken; bütün uluslar arası sorunlar yumağının tümden ortadan kaldırılması için yeterli olmamıştır. Sanırım gelecek açısından çıkarılacak en büyük tecrübe budur.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s