Cumhuriyet Tarihinin İlk Çok Partili Seçimi: Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF) – Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF)

Cumhuriyet Tarihinin ilk çok partili seçimi 1930 yılının Eylül ayı sonunda yapılan yerel seçimlerdir. Aynı yılın Ağustos ayında kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası, Cumhurbaşkanı Atatürk’ün bizzat himaye ve talimatıyla kurulduğu için alternatif bir parti olarak hızlıca yapılan yerel seçimlere sokulmuştur. Bu acelede yapılan yeni siyasi hamlenin sonuçlarını hemen görme duygusunun yattığı da anlaşılmaktadır.

Ne var ki Serbest Cumhuriyet Fırkasının başına gelenler, Türk Siyasi Tarihinin karartılmış bir sayfası olarak kayda geçecektir. O kadar ki bu partinin katıldığı 1930 yerel seçimleri kaynaklarda doğru dürüst yer almamaktadır. Serbest Cumhuriyet Fırkanın bu seçimlerde kazandığı belediye sayısı dahi çelişkili rakamlarla açıklanmaktadır.

Serbest Cumhuriyet Fırkanın tarihinin böylece karartılması, onunla ilgili yazı yazan müelliflerin resmi ideoloji adına kalem oynatma çabalarından kaynaklanmaktadır. Son dönemlerde bazı yazarlar tarafından yapılan yayınlar hariç Serbest Cumhuriyet Fırkası, ‘Atatürk’ün gerçekleşmeyen demokrasi denemesi’ olarak romantik bir anlam ve misyon ile kamuoyuna sunulmaktadır.

Bugünkü yazımızda Serbest Cumhuriyet Fırkasının 1930 yılı Eylül ayı sonunda katıldığı yerel seçimlere el atacağız.

Bütün kaynakların ortak bir noktada birleştiği üzere bizzat dönemin Cumhurbaşkanı Atatürk tarafından, çocukluk ve dava arkadaşı Fethi Okyar’a kurdurulan, milletvekilleri, programı hatta adı bile Atatürk tarafından ‘Serbest Laik Cumhuriyet Fırka’ olarak belirlenen SCF, yaklaşık üç ay muhalefet edebilmiş ve kapattırılmıştır. SCF’nin kendini feshettiği resmi bilgisi ise ders kitaplarında yer alan bir yalandan ibarettir.

8 Ağustos 1930 günü kurulan SCF, aynı yıl Eylül ayı sonlarında yapılan Belediye seçimlerine girerek umulmadık bir başarı sağlamış, çok büyük baskılara rağmen, 520 belediyeden yaklaşık 30’unu kazanmıştır.

Bir Danışıklı Muhalefet Kurgusu

Seçimlere geçmeden önce SCF’nin nasıl ve hangi şartlarda kurulduğuna kısaca göz atalım. Taha Akyol’un naklettiğine göre; Atatürk 1930’da Serbest Fırka’yı niye kurdurduğunu anlatırken, kendisinin Batı’da diktatör olarak anıldığını, manzaranın hakikaten bir diktatörlük manzarası olduğunu ve ölürse geriye bir istibdat müessesesi kalacağını, bunun için Serbest Fırka’nın kurulmasını istediğini söylemektedir. (Akyol,2009)

Sonraki yıllarda hatıralarını kaleme alan Fethi Okyar, Atatürk’ün bu tesbitine şu karşılığı vermiştir: “Fikriniz çok parlaktır. Gerçekten bugünkü idare şeklimiz lâfzen Cumhuriyet ise de, Cumhuriyet’ten ziyade dictatuer’e benzemektedir” (Okyar,1980:394)

Atatürk o günlerde her ortamda bu rahatsızlığını dile getirmektedir: Atatürk, kurduğu partinin düştüğü ortama üzülüyordu. Halk partisi yöneticilerinin basiretsizliğinden, beceriksizliğinden, partiyi halka sevdirememelerinden acı acı şikâyet ediyor ve sinirleniyordu.(Kılıç-Turgut,2010:273)

İşte bu duygularla Atatürk, SCF’yi çocukluk ve dava arkadaşı Fethi Okyar’a kurdurur. Hatta SCF’nin milletvekillerini bizzat kendisi seçer. Nitekim Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım ve bacanağı Süreyya (İlmen) Paşa da SCF’nin kurucuları arasında yer aldırılır. (Süreyya İlmen Paşa(1874 – 1955) Parti kurulurken CHP İstanbul Milletvekili idi. Atatürk’ün eşi Latife Hanım’ın kız kardeşi Vecihe ile evliydi.)

Sonraki Dönemin Dahiliye Nazırlarından Hilmi Uran Hatıralarında bu durumu şöyle izah eder: Partiyi, Atatürk’ün onay ve teşvikiyle, Fethi Okyar kurmuştu ve mebuslar arasından kendi partisine katılmasını istediği kimselerin isimlerini bir liste halinde Atatürk’e vermiş ve pek az bir farkla bu listeyi kabul ettirmişti (Uran,2007:193)

Atatürk’ün yaverlerinden Kılıç Ali ise bu kuruluş kurgusunun Atatürk’ün partinin kontrolünü elinde bulundurma endişesinden kaynaklandığını ileri sürer.

Bir devrimci olan Atatürk’ün böyle bir zamanda eserinin yıkılmaması için tedbirli davranması hakkıydı. Dolayısıyla ülkede bir anarşiye meydan vermemek için ipin ucunu da elinde bulundurmak istiyordu Yani parti ilk günlerinde hemen Meclis dışında bir örgütlenmeye gitmeyecekti.(Kılıç-Turgut,2010:258)

Nitekim partinin programı dahi Atatürk’ün kontrol ve onayından geçtikten sonra son halini alır: Akşam saat 22:00’de tam baloya gidileceği sırada, Fethi Okyar’la Nuri Conker, Gazi’ye geldiler. Hazırladıkları parti programının taslağını ayaküstü gösterdiler. Gazi taslağı inceledi. Uzun programın çoğu maddesini gereksiz görerek sildirdi. Broşürü andıran programı 5-6 maddelik bir özet haline getirdi.(Kılıç-Turgut,2010:262)

Seçimde Yaşananlar:

Ne var ki ‘Saraydaki hesap, siyaset arenasına uymamış’, SCF’nin sahaya inmesinden itibaren devlet katında bu partiye olan bakış birden değişmiştir. Yapılacak yerel seçimlerde SCF’nin çok büyük bir başarı sağlayacağı hemen anlaşılmıştır. Bunun ardından derhal düğmeye basılır ve ‘karşı devrim süreci’ işletilmeye başlatılmıştır.

Ahmet Demirel’in naklettiğine göre bu anlamda ilk icraat Atatürk’ten gelir. Cumhuriyet gazetesinin başyazarı Yunus Nadi, 9 Eylül’de Mustafa Kemal Paşa’ya bir açık mektup yayınlar. Mustafa Kemal’de İki fırka arasındaki tarafsızlığını bozarak, açık bir biçimde CHF’den yana tavır koyar ve 10 Eylül tarihli Cumhuriyet’te bu mektubu şu ifadelerle cevaplar: “Ben CHF’nın umumi reisiyim. CHF, Anadolu’ya ilk ayak bastığım andan itibaren teşekkül edip benimle çalışan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin mevludidir. Bu teşekküle tarihen bağlıyım. Bu bağı çözmek için hiçbir sebep ve icap yoktur,olamaz.” (Demirel,2013:109)

10 Eylül’deki bu ilk açıklamasından sonra Atatürk, artık her vesile ile SCF’yi sahne dışına itici tavır ve beyanatlar içinde olur.

Gazi,“Muhalefet edeceğiz diye evlerimizdeki özel hayatlarımıza kadar müdahale etmesinler” diyor, hiddetleniyor,“Fakat buna katiyen müsamaha etmeyeceğim”diye bağırıyordu. (Kılıç-Turgut,2010:275)

SCF’nin kurucularından Ahmet Ağaoğlu’nun ‘Serbest Fırka Anıları’nda olayın başka boyutu yer alır:

O gece Çankaya’ya, Gazi’ye çağırıldım. Sofrada Recep Peker liberalizm etrafında bir münakaşa açarak, Serbest Fırkadakilere ‘bozguncu’ dedi. Şiddetle cevap verdim ve Gazi’nin teşebbüsü ile kurulmuş olan bir fırkaya nasıl ‘bozguncu’ denildiğine hayret ettiğimi söyledim. Gazi karışmadı.(Aktaran: Koçak,2013:255)

Bundan sonra bazı vilayetlerde bazı garip olaylar olur ve SCF ülkeye irtica getiren bir odak olmakla suçlanmaya başlar. Bir ay önce Atatürk tarafından kurdurulan parti, bir anda irtica odağı haline gelivermiştir. (Fetö olayı gibi)

Balıkesirli bir kısım esnafın da fes stoku yapılması için İstanbul’a çektiği telgraf ele geçmişti. Atatürk, telgraf kendisine gösterildiğinde adeta memnun olmuştu: “Demek ki henüz inkılabımız yerleşememiş. Tam zamanında yaraya neşter vurmuşuz. Şimdi bundan yararlanmalıyız.(Kılıç-Turgut,2010:571)demişti.

Atatürk’ten işaret alan dönemin CHP ve devlet kodamanları SCF’ye karşı acımasız bir eleştiri bombardımanı başlatır. Sonraki dönemin Nafia Nazırlarından Ali Çetinkaya bunlardan biridir:

Kurucularını bizzat Atatürk’ün belirlediği SCF, Mecliste irtica ve işbirlikçi ithamının dayanılmaz tehdidi altında kalır. CHP’nin komitacı ittihatçısı Ali Çetinkaya, İsmet İnönü’yü Mudanya’yı, SCF’nin ittihatçı kurmay asker olan liderini de Mondros Ateşkes Anlaşması’nı imzalayan hükümetin bir üyesi olarak karşılaştırıp hangisinin tercih edilmesi gerektiğini sorar. (Okyar,1980:516)

Sonraki dönemin Dahiliye Nazırlarından Hilmi Uran SCF’nin ‘körpe inkılabı tehlikeye attığını’ iddia etmektedir: Cumhuriyet Halk Fırkası ile yeni kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası programları arasında esaslı bir fark yoktu. Bu hava içinde parti hemen belediye seçimlerine katılmakla kendisini bütün bir hoşnutsuzlar zümresinin temsilcisi mevkine sokmuş oldu. Hatta halk tabakalarının ruhuna henüz sinmemiş olan körpe inkılap hamlelerimizi de bu suretle tehlikeye koymuş bulundu. (Uran,2007:193)

Bir süre sonra basın bayrağı devralır ve SCF’ye karşı yürütülen linç kampanyasında saf tutar. Atatürk’ün yakın arkadaşı Falih Rıfkı Atay bunlardan biridir. İlk günlerde sadece bir tenkid ve murakabe görevi yapmak için yeni fırkayı kurmuş olanlar, memleketin her köşesinden bu umumi alakayı görünce hemen ilk seçimde Meclisi ele geçirmeyi gözlerine kestirdiler. (Atay,1998:465)

Milliyet Gazetesinin sahibi Ali Naci Karacan ise faşizmi tercih etme pahasına SCF’ye karşı olduklarını ilan eder: Basın şöyle düşünüyordu: Yaptığımız inkılabı korumak ve yerleştirmek için daha elli sene süngü ile bekçilik etmek gerekirse, ederiz Fethi Bey! Buna faşizm diyorsanız, biz faşizm istiyoruz Fethi Bey!” (Karacan-Tanju,1986:61)

Bütün bu gelişmeleri gören ve yılların verdiği devlet adamlığı tecrübesiyle olacakları öngören Fethi Okyar,çocukluk ve dava arkadaşı Mustafa Kemal’e yaptıkları sözleşmeye uymadığı için sitem eder:

“Bugünkü Gazi ile… Bana hususi ve açık teşviklerde bulunan ve tarafsızlığı hakkında teminatta bulunmuş olan Gazi arasında büyük fark var.” (Kabaklı,1989:291)

Dolaysıyla Serbest Cumhuriyet Fırkası, başta cumhurbaşkanı olmak üzere bütün devlet aygıtının muhalefetine karşı bir seçime girmek zorunda kalmıştır.

Seçim sırasında SCF’ye Yapılan Linç Girişimi:

Devletin ileri gelenleri ve basın tarafından topa tutulan SCF, bu gelişmenin bedelini seçim günlerinde yaşadığı linç girişimleriyle ağır bir şekilde öder. Taze muhalefete ilk bedel 50 bin kişilik İzmir Mitinginde ödetilir.

İsmet Paşa, Fethi Bey’in İzmir’e gideceğini ve orada kendisine cevap vereceğini haber almış, Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’u İzmir’e göndererek, karşı gösteriler yaptırmaya kalkışmıştı. Atatürk bunu bildiği için Fethi Bey’e soğukkanlılık tavsiyesinde bulunmayı gerekli görmüştü.İzmir’deki Halk partisi teşkilatı ise Fethi Bey’i karşılama törenini sekteye uğratmak için anlamsız önlemlere başvuruyordu. (Kılıç-Turgut,2010:269)

Bu andan itibaren CHF’liler hiçbir siyasi ve ahlaki kural tanımaksızın SCF’ye dört koldan saldırırlar. Linç kampanyası çeşitli şekillerde ortaya çıkar.

CHF’nin genel kampanya stratejisi, SCF tabanını karalamayı hedef alır. SCF destekçileri; ‘serbestçiler, gerici, komünist, gâvur ve aşağı sınıftan’ insanlar olarak nitelendirilir. CHF seçimler esnasında ağır baskı mekanizmalarını uygulamaya koyar. Bürokratik aygıtı devreye sokarak, kitlelerle SCF arasındaki bağı kesmeye çalışır.(Aydoğan ve Mahmutoğlu,2013:135)

SCF, seçimlere 37 ilde katılmıştır. Seçimler sırasında, Cumhuriyet Halk Fırkası yetkilileri, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı bolşevik, komünist, mürteci ve hatta yankesicilerin partisi olmakla suçlayan bir propaganda yürütmüşlerdir. Yine gazetelerin haberlerine göre, bazı seçim bölgelerindeki valiler ve mülki amirler, seçmenleri CHF’ye oy vermeleri için yönlendirmiş ya da zorlamışlardır. Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın Bursa’daki teşkilâtı, Bursa Valisi’nin SCF’ye oy verecek seçmenleri engellendiği ve haksızlıklar yapıldığı gerekçesiyle seçimlerden çekilmiştir.(Ertem,2010:82)

CHP’ye karşı olumlu olmayanlar, SCF’ye oy vereceği anlaşılanlar nüfus kayıtlarını çıkartmakta zorluklarla karşılaştılar. SCF adayları tutuklanma tehditleriyle karşı karşıya kaldı.

İstanbul’da Belediye seçiminin başlamış olduğu semtlerde bulunan bütün sandıkların başlarında Serbest Cumhuriyet Partisi adaylarını içeren listeler polis veya karşı parti adamları tarafından yırtıldı. Seçim encümeni huzuruna çıkanlar “Hangi partiye rey vereceksiniz?” sorusuna maruz kaldı. “Serbest Partiye rey vereceğim” diyenlere “Defterde ismin yok atamazsın” denildi. SCF’ye mensup olan kişiler zorla dışarıya çıkarıldı. Adalarda ve Kadıköy’de seçim yerine sopalı bıçaklı adamlar gelerek seçmenleri yaralayıp dövmüşlerdi. (Gül,2016:5)

Fethi Okyar, Eylül 1930 başlarında İzmir’i ziyaret ettiğinde coşkulu bir kalabalık onu karşılamıştı. (O gün kendisini karşılayanlar arasında bir isim vardı ki 1950-1960 yılları arasında başbakanlık yapmış, 27 Mayıs 1960 darbesiyle devrilmişti. O isim Adnan Menderes’ti…)

Okyar’ın İzmir mitingi fevkalade bir kalabalıkla gerçekleşirken beklenmeyen bir şey olmuş, çatışmalar çıkmıştı. Polis, kalabalığa ateş açmak zorunda kalmış birçok kişi yaralanmış ve bir erkek çocuk hayata veda etmişti. Bu olay, partinin kısa tarihinde bir eşik noktası olmuştu.

CHF üyeleri bir telaşa kapılarak Mustafa Kemal’den partinin lideri olduğunu ve başı olarak kalacağını açık şekilde bildirmesini istediler. Mustafa Kemal, istenilenleri yaptı…

Ekim 1930 seçimlerinde SCF 502 Belediyeden 30’unu kazanmıştı. Az sayıda sandalye kazanmasına rağmen iktidar korkmuş ve telaşa kapılmıştı. Seçimlerin hemen ardından mecliste yapılan bir tartışmada Fethi Okyar, iktidarın usulsüzlük yaptığını, seçimlere hile karıştırdığını iddia etmişti. Okyar’ın bu açıklamaları öfkeyle karşılandı. SCF fırkası ve liderleri vatana ihanetle suçlandı. Mustafa Kemal, artık tarafsız kalamayacağını bildirince de Fethi Okyar, SCF’ yi kapatmaktan başka çaresi olmadığını anlamış 16 Kasım 1930’da partiyi kapatmıştı.

SCF’nin akıbeti de TCF’nın akıbiteyle benzer olmuştu. SCF, kapatıldıktan sadece bir ay sonra İzmir yakınlarında çıkan Menemen isyanıyla ilişkilendirilmişti…

1930 yılından 1946 yılına kadar çok partili hayata geçiş konusunda herhangi bir girişim yapılmayacak, hatta 1931 yılında devletin yönetim şeklinin ‘’Tek parti yönetim şekli’’ olacağı kabul edilecekti…

Çok partili hayata geçiş denemeleri Türkiye’de ancak 1946 yılında başarıyla ulaşacaktı….

Dipnot: Eric Zürcher’in Modernleşen Türkiye’nin Tarihi Ve Kemal Tahir’in Kurt Kanunu kitapları muhakkak okunmalı.

Konuyla ilgili daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler alttaki linki tıklayabilir

http://dergipark.gov.tr/download/article-file/287270

2

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.