UZAY BİLİMLERİ VE MİMARLIK – 2

Herhangi bir yere kamp yapmaya gittiğimizde çadırlarımızı genelde yanımızda götürürüz değil mi? Belki arabamızda uyuruz, ya da belki sıcak bir yaz akşamı ise kendimizi doğanın birçok nimetine emanet edip tatlı veya tatsız bir uykuya dalarız. Aslında biraz da garantici olmamız gerekir zira dedelerimizin de dedeleri (avcı toplayıcı topluluk ) , doğayla yaşadıkları meydan okumalarda birçok kez garantici davranmışlardır. Bundan milenyumlar önce gerektiğinde yeryüzüne kat çıkarken bazen de yeraltına kat kat inmek zorunda kaldık. O yüzden kat inmek mevzusunu açıklamalıyım; çünkü birazdan derinliklerine ineceğimiz konu tam olarak da bu.

Mimaride mekanlar esasında ikiye ayrılır; Pozitif Alanlar ve Negatif Alanlar. Pozitif alanlar mekânsal anlamda doluluğu,negatif alanlar ise boşluğu ifade eder.

Pozitif alan oluşturmayı elimize geçen malzemeleri; ateş, hava, su ve toprağa meydan okunabilirlik düzeyiyle sınıflandırıp onlarla yararlı bir kokteyl yapmaya benzetebiliriz (betondan duvar ,ahşaptan çatı, keçeyle ısı yalıtımı gibi; ama konu bundan daha derin). Negatif alanlar ise bu pozitif alanın sınırları içerisinde boşluk olarak kalan ve yaşam alanını (living space) tanımlayan alanlardır. Mesela; ağaçların dalları herhangi bir barınak yapmamız gerektiğinde üzerimizde bir çatı ve bir nevi duvarlar oluşturan(pozitif alan) ; aynı zamanda bu çatıyı da kendisi taşıyan, doğanın bize verdiği ipuçlarından birisidir. Biz de bu ağaç dallarının içinde oluşturduğu negatif alanda hareket eder ve yaşamsal ihtiyaçlarımızı karşılarız. Doğada gördüğümüz örnekler bakımından incelersek; nasıl ki ağaçların dallarını kuşlar gibi bir araya getirip pozitif bir alanın içinde negatif bir yaşam alanı tasarladıysak, kimi zaman da ağaçların gövdelerini bir ağaçkakan gibi oyup içlerinde hali hazırda doğal bir negatif alan da oluşturduk.

Sonuç olarak; İnsanoğlu kimi zaman günümüze kadar bulunduğu alanı doldurup kendisine sınırlar çizmiş, kimi zaman ise sınırları çizili bir alanın içini boşaltmış ve böylece ya çevresindeki materyallerle sınırları belirlemiş; ya da halihazırda doğada bulunan sınırları şekillendirerek yaşamını ve neslini devam ettirmiştir; Tüm bunlar da avcı toplayıcı insanı bulduğu çözümler bakımından çok daha duyuları keskin ve stratejik olarak çok daha zeki olmak zorunda bırakmıştır.

İnsanoğlunun doğadaki zorluklara meydan okuması sadece yeryüzünün üstüne barınmak için kendilerine yuvalar yapmakla bitmedi; kimi zaman ise yerin altına kat be kat indiler ve bulundukları toprağa uyum sağlayarak yaşadılar. İngilizcede “Underground Living” dediğimiz bu yaşam tarzı dahilinde avcı toplayıcı topluluğun doğanın aşınarak oluşturduğu boşluklara yerleştikleri de oldu (Mağaralar) ; toprağı oyup altına yeni yaşam alanları oluşturdukları da. Mevcut bitki örtüsünü bozmadan toprağı oyup bize doğayla bütünleşmeyi öğreten, daha serin ve daha korunaklı alanlarda güvenli bir yaşam imkanı sunan bu yerleşim tipini ağaç yoğunluğunun fazla olmadığı yerlerde görmek daha olasıdır zira bu biraz da ağaçların sağladığı güveni toprak altından beklediğimizi bizlere ima eder. (İnsanoğlu planlarını hep doğaya göre yapmıştır).Ayrıca toprağın özelliklerinin getirdiği belki de en ilginç sonuçlardan birisi de, güneşin gezegenimize gönderdiği radyasyonu kesebilme özelliğidir.

Toprak gibi kalın bir tabaka sık tanecikli yapısı ile bize dünyada daha güvenli, serin ve daha korunaklı bir alan verirken farklı gezegenlerde belki bize DNA’mızdaki bozulumları korumak için radyasyona karşı bir bariyer olacaktır; DNA’da bozulumların olması ne anlama gelir peki? Radyasyon, hücreyi oluşturan atomun içinden geçtiği zaman atomun yapısında bir uyarılma, iyonlaşma veya yapısının moleküler bir şekilde bozulmasını sağlayarak somatik veya genetik bir şekilde etki edebilir. Somatik olarak etkilemesi kişinin kendisinde, genetik etkilemesi ise dünyaya getirecekleri yeni jenerasyonlarda ortaya çıkar-Bu bize farklı gezegenlerde insanın nasıl bir evrim süreciyle karşılaşacağını sorgulatabilir-. Yüksek dozda radyasyon  DNA bozulduğu zaman anlık etki yapıp çok hızlı ölümler getirmekte(Chernobyl olayında ölen insanlar); daha düşük miktarlarda ise kansere sebep olup daha sinsi sonuçlar getirebilmektedir. Girmediği eve doktor giren Güneş, başka gezegenlerde girdiği eve doktordan daha fazlasının girmesini gerektirebilir. Dünyadaki hava materyalinin fazla oluşuyla sonuçlanan kalın bir atmosfer, bizi bu radyasyondan korusa da kızıl gezegende hava materyali oldukça azdır- bu yüzden Mars helikopteri Ingenuity çok hafif bir tasarıma ve çok kuvvetli pervanelere sahiptir (Marsta Dünyanın 3’te biri kadar yerçekimi olsa bile)- buradan da oradaki atmosfer tabakasının çok ince olduğu sonucuna varılabilir.

Bu yüzden kızıl gezegen gibi ince atmosferli bir yere veya Ay gibi atmosfersiz bir yere gittiğimiz zaman ilk zamanlarda yanımızda atmosfer gibi bir kurtarıcı olmayabilir ve radyasyona karşı savunmasızlığımıza meydan okumamız gerekir.

Yazımın başlarında toprağın Güneşten gelen radyoaktif ışınlara karşı kalın bir tabaka oluşturduğunu söylemiştim. Nasıl bazı çevresel etmenlerden korunmak ve hayatımızı devam ettirmek için insan ırkı olarak gezegendeki ilk yıllarımızda doğadaki materyalleri kullandıysak ve daha sonrasında teknolojiyle birlikte bu stratejileri devam ettirdiysek; yeni bir gezegene ilk adımımızda ise oranın doğasını oluşturan materyalleri kullanıp onlara şekil vermek daha mantıklı bir çözüm olacaktır. Çünkü gezegenimizde teknolojiyi oluşturabilmek nasıl belli bir zamana tabii ise bu teknolojiyi götürüp orada kullanmaya başlayabilmek de bir zamana tabiidir; bu yüzden ırkımızın ilk zamanlardaki gibi orada sınırlar koymak yerine, koyulmuş sınırlara şekil vermemiz gerekecektir. Bu bize tarihin tekerrür ettiğinden tutun, zamanın circular(döngüsel) oluşuna kadar birçok ders vermektedir. Aslında tasarım da buna benzer; ilk olarak elinizdeki en az materyalle en iyisini yapmaya çalıştığınız için bir konudaki ilk tasarımlar her zaman daha basit ve daha akılda kalıcıdır, Ludwig Mies van der Rohe’nin ;”Az çoktur.” sözü burada da haklılığını göstermektedir. Çünkü materyalleri üst üste koymadan önce onlara şekil verebilmeniz daha önemlidir. Böylece bir insan ırkı ağaç gövdesine şekil verince barınak yapmış sonraki aşamalarda bunlardan tekerlek yapıp daha uzağa gidebilmiş, taşa şekil verip onu bir bıçağa dönüştürmüştür, aynı Michelangelo’nun heykelin mermerin içinde olduğunu ve ona şekil verildiğinde ona ulaşabileceğimizi bize bir zamanlar anlattığı gibi.”  

Kızıl gezegende veya parlak uydumuzda teknolojimizi götürene kadar kat çıkmadan önce inmemiz, inerken elimize geçenlerle daha sonra kat çıkmamız gerekebilir. Bu yüzyıllar sürecek yaşam stratejisinin ilk ayağı, kızıl gezegende kendimize yeni mağaralar bularak start verebilir. Biz bu mağaraların- Mars gezegeni için-bir zamanlar volkanik faaliyetler göstermiş lav çukurları olduğunu düşünüyoruz. Yazımın başında kategorize ettiğim halihazırda negatif olan yaşam alanlarına ihtiyaç dahilinde biraz daha şekil verebilir, sonra bu alanları pozitif alanlarla tekrar sınırlayabilir ve orada kuracağımız büyük teknoloji uygarlığının ilk tohumlarını bir mağaranın içine sığdırabiliriz.

Bu konuyla alakalı üçüncü ve son yazımda öncelikle Güneş sistemimizde gittiğimiz yerlerde ilk yerleşim projelerini(nasıl kat ineceğimizi) ve daha sonrasında orada (Ay, Mars ve daha niceleri) yüzeyde kuracağımız oturum alanlarını (kat çıkmayı) ve tüm bunları yaparken karşılaştığımız challenge’ların(meydan okumaların) bizi Dünyadan farklı nasıl projelerle karşılaştıracağını neden sonuçlarıyla birlikte karşılaştıracağız.

RELATIONSHIP BETWEEN SPACE SCIENCES AND ARCHITECTURE – 2

When we go camping anywhere, we usually take our tents with us, right? Maybe we sleep in our car, or maybe on a hot summer evening, we entrust ourselves to the many blessings of nature and fall into a sweet sleep or maybe not. In fact, we need to be on the safe side in the nature, because the hunter-gatherer society (our ancestors) have been on the safe side many times in their challenges with nature. Millennia ago, when it is necessary, we had to gone down to the earth and livedd under the ground. That’s why I have to explain “the issue of going down” more clearly; because this is exactly the subject that we will dig deeper in a moment.

In architecture, spaces are essentially divided into two; Solid Areas and Void Areas. Solid areas represent fullness and Void Areas represent emptiness.

The materials that we get to create a solid areas; We can classify the materials by classifying fire, air, water, and earth by its level of defiance to them; and compare it to making a useful cocktail with them (concrete wall, wooden roof, thermal insulation with felt, but the subject is deeper than that). Solid areas are areas that remain as “areas within the boundaries of this solidity” and define  the border of living space. E.g; branches of trees form a roof and walls above us when we need to build any shelter (solid area); It is also one of the clues that nature gives us that carries this roof itself. We act in the void space created by these tree branches and meet our vital needs. If we examine in terms of examples we see in nature; Just as we brought together the branches of trees like birds and designed a void living space within a solid space, we sometimes carved the trunks of the trees like a woodpecker to create a natural void space within them.

As a result; Mankind sometimes filled the area where it has been up to the present and drew boundaries for itself, sometimes emptied out a demarcated area and thus determined the boundaries with the surrounding materials; or has sustained its life and generation by shaping the boundaries already found in nature; All this has forced the hunter-gatherer man to be much more sensual and strategically intelligent in terms of the solutions he found.

Mankind’s challenge to the hardships of nature did not end with building homes for themselves to shelter above the earth; Sometimes they went down to the ground and lived in harmony with the land they were in; within this lifestyle we call “Underground Living” in English, hunter-gatherers have also settled in the cavities created by the erosion of nature (Caves); They carved the soil and created new living spaces under it. It is more likely to see this type of settlement in places where there is not much tree density, which carves the soil and teaches us to integrate with nature without disturbing the existing vegetation, and offers a safe life in cooler and more sheltered areas, as this somewhat implies that we expect the trust of trees from underground. (Human beings have always made their plans according to nature.) In addition, perhaps one of the most interesting consequences of the properties of the soil is the ability to interrupt the radiation comes from the Sun to our planet.

While a thick layer like earth gives us a safer, cooler and more sheltered area in the world with its dense structure, it will be a barrier against radiation to protect us from distortions in our DNA on different planets; What does it mean to have distortions in DNA? When radiation passes through the atom forming the cell, it can act somatically or genetically, causing an excitation, ionization, or molecular disruption of the structure of the atom. Somatic effect occurs in the person himself, and genetic effect occurs in the new generations comes from after them – this may make us question what kind of evolution process humans will encounter on different planets? High doses of radiation have an instant effect when DNA degrades and brings very rapid deaths (people who died in the Chernobyl incident); In lower amounts, it can cause cancer and bring more insidious results.Look at this English translation of Turkish proverb “If the sunlight enter to a house;  the doctor does not enter it house “.Actually, this proverb explains the health benefits of sunlight ; but it may be more and more doctor required in the new planets which has thin atmosphere or non-atmosphere . Although a thick atmosphere resulting in an excess of Earth’s air material protects us from this radiation, the red planet has very little air material – so the Mars helicopter Ingenuity has a very light design and very strong propellers (even if there is one-third of Earth’s gravity on Mars)

It can be concluded that the atmosphere layer there is very thin; so when we go to a place with a thin atmosphere like the red planet or to a place without atmosphere like the Moon, there may not be a savior as an atmosphere at first and we need to challenge our vulnerability to radiation.

Earlier in my article I said that the soil forms a thick layer against the radioactive rays coming from the Sun. Just as we used the materials in nature in our first years on the planet as a human race to protect our lives  from some environmental factors, and then we continued these strategies with technology; d In fact, the design is similar to this; First designs on a subject are always simpler and more catchy, as you try to do the best with the least material you have, Ludwig Mies van der Rohe said: “Less is more.” The statement is justified here as well; so It is more important that you can shape the materials before you stack them. Thus, when a human race formed a tree trunk, they built a shelter and in later stages made a wheel from them and went further, shaped the stone and turned it into a blade, just as Michelangelo once told us that the statue is in marble and that we can reach it when it is shaped. “

On the red planet or Moon , we may need to build down before we climb the floor until we take away our technology, and then we may need to climb the floor with what we get while descending. The first leg of this centuries-long survival strategy can start ourselves by finding new caves on the red planet. We think these caves – for the planet Mars – were lava pits that once performed volcanic activity. We can shape the currently void living spaces, which I categorized at the beginning of my article, a little more as needed, then we can restrict these areas to solid areas and we can fit the first step of the great technology civilization that we will establish there into a cave.

In my third and last article on this subject, first of all, the first settlement projects in our solar system (how to descend) and then there (Moon, Mars and many more), the session areas we will establish on the surface (settling ) and the challenges (nature of new planet we’ll go) we encounter while doing all these. We will compare how readings) will compare us with projects different from the Earth, with cause and consequences.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.