Antalya Hakkında Her Şey – Antalya’da Yaşadıklarım

Antalya Hakkında – Antalya’da Yaşadıklarım

Antalya’ya gelmeyi mi düşünüyorsunuz? Ya da tatil olarak değil de yaşamak için gelmek istiyor musunuz? Genellikle tatile gittiğimiz yerlerde keşke burada yaşasak diye içimizden geçiririz. O halde Antalya’ya gelmeden önce Antalya Hakkında şunları bilmenizde fayda var…

Mega şehirlerde hayat zordur bilirim. İstanbul’da beş senesini geçirmiş birisi olarak devamlı bir kaçış rotası arandığının da farkındayım. Kalabalık şehirden bıkan insanlar, daha sakin bir yere giderek hayatlarının devamını sakin ve huzurlu geçirme hayalleri kurarlar. Şehrin kalabalığı, trafik, egzoz kokuları, ağzına kadar dolu metrobüs ve metro işkenceleri delirmek için iyi bir sebeptir. İnsanların birbirine olan güvensizliği ve en önemlisi kişilerin bakışlarındaki ciddiyet büyük şehirlerin yüz biçimlerini şekillendirir. Hayaller şehri İstanbul, bazıları için hiç de rüya gibi bir şehir değildir. Özellikle evden çıktığında iki saat sonra iş yerine varanlar için İstanbul, kesinlikle rüyalar şehri değildir. Bir de tüm bu durumların yanında yaşam pahalılığı, betonlaşmış bir şehir görüntüsü ve iş yerinde yaşanması artık normalleşmiş saygısızlıklar, mobing gibi sorunlar da dahil edilince Mega şehirler, tamamen kaçış aranan bir şehir oluverirler.

Mega Şehirden Kaçış

Evet, anlıyorum. Büyük şehirlerde yaşanan yalnızlıkların farkındayım. Kalabalık içinde yalnız hissetmenin ne olduğunu da anlıyorum. Özellikle İstanbul’un tüm güzelliklerinin basit ve anlamsız kaldığı bir dönemden geçtim. Ve askerlik bahanesiyle İstanbul’dan kaçmayı başardım. Yeni rotam Antalya oldu. Şimdi Antalya hakkında dört senedir burada yaşadıklarımı, iş deneyimlerimi, şehrin güzelliklerini ve kötü taraflarını anlatmaya çalışacağım. Daha çok da insanlarını anlatacağım. Tabi ki kendi bakış açıma ve yaşadıklarıma göre şekillenen bir yazı olacak. İyi yönlerini anlattığımda içiniz yeşerecek , kötülüklerini anlattığımda ise içiniz biraz ürperecektir. Eğer bu duyguları yaşatabilmişsem güzel bir yazı olmuştur. Çünkü Antalya’nın özeti hemen hemen böyledir.

Antalya’nın Güzel Manzaraları

Antalya Hakkında Her şey

Antalya’da İş İmkanları

Öncelikle Antalya’da yapılacak işler, tahmin edilebileceği gibi yüzde ellisinden daha fazla oranda turizm üzerinedir. 5 yıldızlı oteller ve butik oteller otelleri zaten biliyoruz. Ayrıca otel misafirlerine yönelik açılan restoranlar, kiralama şirketleri, servisler, acenteler, eğlence mekanları, barlar, kafeler, reklam şirketleri, özel plajlar, Antalya Turizm şehrinde öne çıkan iş fırsatlarıdır. Tabi bunların içerisinde muhasebe departmanları, finans departmanları, satış – pazarlama, ön büro gibi bir çok alt dal da mevcut. Mutlaka Mega şehirlerde yaptığınız işi burada bir eşini bulacaksınız.

Yüzde ellisi demiştik. Peki Antalya’da yapılacak işler nelerdir? Antalya’da iş imkanlarının yüzde ellisi turizm, diğer yüzde ellisi ise tarım ile geçimini sağlar. Bu verimli topraklarda popüler olarak muz, avokado, ejder meyvesi, mandalina, portakal yetişir. Tabi ki sadece bununla sınırlı değil. Brokoli, domates, salatalık gibi binlerce çeşit meyve ve sebze yetiştiriliyor. Seracılık çok gelişmiş, şehrin içinde bile bir çok alanda seraları görmeniz sürpriz olmayacaktır.

Antalya’da herkesin ağzında dönen hikayeler

Antalya’da herkesin ağzında dönen hikayeleri duymanız da çok olasıdır. Bir hikaye şöyledir: Zamanında kızlara ayrımcılık yapılmış. Antalya’nın iç kesimleri tarıma daha elverişli olduğu için erkek çocuklara iç kısımlarda araziler verilmiş. Kızlara ise tarıma elverişli olmayan kıyı kesimlerinde araziler verilmiş. Şuan ki durumda Antalya’nın en zengini kızlar çünkü kıyılarda tüm kız çocuklarının bugün 5 yıldızlı otelleri var. Hikayenin doğruluk payı var. Otel sahiplerinin bir çoğu kadındır.

Antalya yaşayanlar ticarette çok kötüler. Antalyalı ile ticaret yapılmaz. Çünkü çok katıdırlar.

Toprak reformundan olduğunu tahmin ettiğim şekilde Antalyalı olanlar genellikle toprak zenginidir. Antalya toprakları ile zengin bir şehirdir. Bu topraklarda tarım yapılarak zengin olunabiliyor, kıyıdaysa otel yapılarak zengin olunabiliyor. Şehir gittikçe genişlediği için zamanında verimsiz tarla olan yerlere apartmanlar dikiliyor ve emlak zengini olunabiliyor. Bu durumda Antalya’nın yerlilerinin büyük bir çoğunluğu zengin diyebiliriz.

Antalya’ya geldiğim gün Bir Antalyalı arkadaşımın Antalya Hakkında Söyledikleri

Antalya’nın Kötü Yönleri: “Büyük Bir Köy”

Antalya’ya geldiğimde iş bulmak için etrafa haber salmıştım. İstanbul’da çalıştığım şirketin Antalya bölge sorumlusu olan Antalyalı bir arkadaşımın yanına gittim. Antalya’da çalışan bir çok turizmci gibi o da yıllardır şirket değiştirmiş, bir otele, bir acenteye geçmiştir. Çalıştığı oteller ve acenteler Dünya çapında bilinen uluslararası isimlerdi. Kısaca madde madde aklımda kalanları aktaracağım. Yazının ileri ki kısımlarında dört yıldır (Bir yıl acente ve üç yıl uluslararası bilinen beş yıldızlı bir otel) yaşadıklarımı da yazacağım. Antalya’da çalışmanın kötü yönleri ve Antalya’da çalışmanın iyi yönlerini objektif olarak yazmaya çalışacağım. Önce arkadaşımın söylediklerini yazıyorum.

  • Antalya’da sakın İstanbul’daki gibi kurumsallık arama! Burası Büyük Bir Köy.
  • Antalya’da maaşın şirketin ne kadar büyük olursa olsun asgari ücretin biraz üzerinde olur. Ve sadece başkaları için çalışırsın. Yani kazan-kazan stratejisi burada pek olmaz.
  • Buradaki işlerin neredeyse tamamı altı gün çalışmaya dayalıdır. Ve sejour bölge olduğu için zamanında girersin geç çıkarsın. (Esnek çalışma yani)
  • Burada çalışana pek değer vermezler.
  • Burada kendi işini yaparsan kazanırsın. Ama buradaki iletişim kurumsal değil yani “oo abicim hoşgeldin” demen lazım. Ancak böyle iş kurarsın. Takım elbise burada iş yapmaz. Bu dediklerim de kurumsal gözüken büyük şirketlerde böyle oluyor.
  • Şirketler ve oteller dışarıdan şaşalı, büyük görünüyor ama içi boştur. Yani kalite gerçekten çok bozuk ve işi bilen insan çok az.

Antalya’da Yaşadıklarım

Antalya’nın İyi Yönleri

Evet… Başlangıç için moral bozucu bir durumdu. Ancak yeni evlenmiş birisi olarak geri dönüşü düşünmeden Antalya’ya gelmiştim. Antalya hakkında bu duyduklarım bende bir hayal kırıklığı oluşturdu. Ancak dediğim gibi Antalya’da yaşamaya kararlıydım. Öncelikle geldiğimden beri gördüğüm Antalya’nın iyi yönlerinden bahsedeceğim.

2018 yılında Antalya’ya geldiğimde 2016 yılında Rus uçağının düşürülmesinden dolayı turizm çok kötü etkilenmişti ve yavaş yavaş yaralar sarılıyordu. Bir çok kıdemli turizm çalışanı memleketine döndüğü için işten anlayan insanlar piyasada aranıyordu. Bu yüzden Antalya’ya geldiğimde bir hafta içinde iş buldum. İlk iş olarak, İstanbul’da yaptığım hatayı yapmadım ve evimi iş yerine on dakika uzaklıkta tuttum.

Antalya’ya geldiğimden beri beni en çok mutlu eden şeylerden birisi insanların birbirleri ile konuşabiliyor olması… Yine Antalya’da yaşamanın iyi yönlerini madde olarak sıralayacağım:

  • Bir markete girdiğinizde kasiyer sizinle konuşuyor ve gülümsüyor. Sokakta insanlar birbirleriyle sohbet edip gülüşüyorlar (Bu maddeyi sadece mega şehir insanı anlayabilir.)
  • Kilometrelerce uzunlukta bisiklet yolu var. Dört senedir bisiklet ile işe gidip geliyorum.
  • Mükemmel manzaralara sahip bir şehir… Şehrin her yeri manzara. Dağ silueti, deniz ve yemyeşil doğa.

Türkiye güzel Antalya çok güzel

  • Antalya’da hiç fabrika yok. Yanlış duymadınız, Antalya’da hiç fabrika yok ve belediye her bulduğu yere park yapıyor. Atatürk’ün Antalya için bir sözü de var : “Türkiye güzel Antalya çok güzel”
  • Burada insanlar kafa olarak rahat yaşıyor. Zaten tatil beldesi. Bu yüzden enerjisi yüksek. ve Multikültürel bir yapısı var. Şehirde çok fazla milletten insan bir arada yaşıyor. Özellikle de Ruslar. Bazı mahalleler tamamen Rusların. Ama Ruslar çalışkan, devamlı işlerini ciddiye alarak çalışıyorlar. Ve taşkınlık yapmıyorlar. Olacaksa göçmenlik Ruslardan olsun… Yararları var, zararları yok… Şehrin gelişimini sağlıyorlar, kültürel ve sosyal olarak da aktifler.
  • İlk girdiğim iş yerinde mükemmel bir enerji vardı. Herkes gençti. Ve yoğun çalışma temposunu eğlence ile kapatıyorduk. Çalışanlar içinde lise dönemini andıran bir muhabbet vardı.
  • Şehir hem büyük şehir imkanları taşıyor (Birçok AVM, kafeler, barlar, outletler, otomobil bayileri, geniş yollar, havalimanı gibi) hem de sakin ve trafiği çok yoğun değil.
  • Kışın kayak için Saklıkent bölgesi var. Antalya’ya maksimum 1 saat uzaklıkta.
  • Pazarlar ucuz ve yediklerinizin tadını alıyorsunuz. Mesela İstanbul’daki gibi ot tadında domates yemiyorsunuz.
  • Antalya Dünyanın en güzel bölgelerinden birisi ve gerçekten cennet gibi bir şehir…
Yeşil, mavi ve beyazın buluştuğu o an

Antalya’nın Kötü Yönleri

Öncelikle Antalya’da beni en çok rahatsız eden bir durumu paylaşacağım. Daha sonra da maddeler halinde saymaya devam edeceğim. Bir şirket düşünün ki hem İstanbul’da, hem İzmir’de hem de Antalya’da ofisi var. İzmir ve İstanbul ofisleri beş gün çalışıyor ve iki gün tatil yapıyor. Ancak aynı şirketin Antalya ofisi altı gün çalışıyor ve bir gün izin kullanıyor ve daha az maaş alıyor. Gerçekten akıl alacak gibi bir durum değil. Antalya resmen altı güne mahkum edilmiş.

  • Antalya’da çalışanlar asla hakkını aramıyor. Mega şehirlerde işçi güçlüdür ancak Antalya’da çalışanlar aşırı pasif hale getirilmiş. Şükür ediyor devamlı. Her şeyi anlayan birisi bile bu sistemi değiştiremez ve bu sistemin içinde bulunduğu sürece ayak uydurmak zorunda kalır.
  • Antalya’da şirket ne kadar büyük olursa olsun her şeyi patron yönetir. Patronculuk Antalya’nın gelişiminin önünü kapatan en büyük sebeptir.
  • Patron ve korku sistemi iş hayatında etkin durumda. Çalışanlar korkuyor. İşçiler gücünün farkında değiller. “Aman bize dokunmasınlar da” derler. Dokununca da zamanla sindirilir.
  • Bir çok otelinin başında yaşını almış insanlar oturur (Neyse ki ben bu dertten uzaktım) Bu insanlar ile çalışanlar onlara “dinozor kafalı” lakabını takmıştır. Yenilikleri asla kabul etmez ve “Ooo kardeşim” şeklinde bir yaklaşımla partnerlik işleyişi devam eder.
  • İş yerlerinde kurumsal bir dil yoktur. Eğer bir kişi üst konuma geçtiyse, geldiği yeri tamamen unutarak egosunu çalıştırmaya başlar (Bu durum mega şehirlerde üstü kapalı olarak yapılır ancak burada yüzüne vura vura yapılır.) Bu yüzden de kavga, gürültü çok olur. Yaptığı işin yani üst konuma geçmesinin kendisini diğer kişilerden üste geçirmediğini, aslında iş konusunda daha fazla sorumluluk alması gerektiğini anlayamazlar. Bu da kendilerini “zirvede yalnızlık” gibi bir psikolojik bir hastalığa sahip olmaları sonucunu doğurur.
  • Patronlar müdürleri dövebiliyor! Evet yanlış duymadınız! Burada işler biraz Kurtlar Vadisi şekliyle ilerliyor. Sertlik kanında var hayatın… Arkadaşımın dediği söz hep aklımda: “Burası büyük bir Köy

Antalya’da Evler Hakkında

  • Daha önce bahsettiğim gibi insanlar toprak zengini. Bu bir bakıma da “sonradan görmüşlük” mezusu olabilir. Mesela benim ev sahibim Antalya’da ünlü bir restoran sahibi “Mevlana Lokantası” ve yüzlerce evi var. Pandemi (Covid-19) yaşandı. Ve herkes gibi iş yerinde bir süre ücretsiz izinlerimiz başladı. İki kişi çalışırken bir kişi çalışmaya devam ettik. Bunları anlatmama rağmen, yeni bebeğimin olmasına rağmen ve çift taraflı imzalanan kira sözleşmemizde “yıllık kira artışı TÜFE’ye göre arttırılacaktır” ibaresi bulunmasına rağmen “Ya kirayı yüzde 50 arttıracaksın ya da evi boşaltacaksın!” diyen birisi. Antalya’nın en çok beğenilen Mevlana Lokantası sahibinin iç yönü budur. Antalya’nın en popüler restoranı olarak bilinen Mevlana Lokantası’na gittiğimde sahiplerinin çalışanları tarafından bir ulu önder gibi Mercedes’ine eşlik edildiğini görmüştüm. Bu ne hürmet ya da bu ne kudret! Bu ne kula kulluk etme biçimi! Bu da Antalya’nın bir özetidir aslında… İki senedir ev sahibimin tavrı budur. Tabi ki de ben arttırmadım. Her yerde durum bu maalesef. Ben bunu sonradan görme durumuna bağlıyorum ve de ultra zengin olan insanların parasının nasıl harcayacağını bilmemelerine ve eski yaşam tarzlarına devam etmeye çalışmalarına bağlıyorum.
  • Antalya hakkında söylenebilecek bir diğer konu da evler yaza göre yapılmıştır. Duvarlar incedir. Ancak üniversitede Kayseri’de -15 derece görmüş birisi olarak söylüyorum ki kışın Antalya kadar soğuk bir yer daha görmedim. Evler genellikle klimalıdır. Ve klima kapandığında oda anında soğur. Kışın soğuk 4 dereceye kadar düşer. Ve Toros dağlarından soğuk şehre iner, denizin nemi de bu soğuğa eşlik eder Antalyalı bu doğa oluşumunda mağdurdur. Ayrıca yazın da 40 derecelere kadar çıkar. Ama sadece 15 Temmuz’dan 15 Eylül’e kadar katlanılmazdır.

Antalya’da En Makul Nerede Tatil Yapılır?

Antalya hakkında anlatılacak bir başka konu ise turizmdir. Antalya’ya geliyorsanız Resort otelleri tavsiye etmiyorum. 5 yıldızlı Resort otel fiyatları genellikle Avrupalı müşteriler için fiyatlandırılır ve pahalıdır. Antalya için en mükemmel yerler için önerim, Kaleiçi otelleridir. Ben bile Antalya’da yaşamama rağmen eşimle orada konaklıyoruz. Butik olarak kahvaltı dahil oteller var. Oraların bir ruhu var. Kaleiçi bölgesinde Antalya’nın en eğlenceli mekanları mevcuttur. Falezlerin üzerinde, güzel manzara eşliğinde güzel fotoğraflar çekebilir, arkadaşlarınızla bir kafede veya barda şarap, çay, kahve ya da biranızı yudumlayabilirsiniz. Liman da gemilerle tura çıkarsınız.

Bir diğer tavsiyem, ağaç evlerin, bungalovların da bulunduğu Olympos bölgesidir. Antalya’dan minibüsler ile oraya varabilirsiniz. Denizi soğuktur ama yeşilin arasında saklanmış otellerde arkadaşlarınızla, ailenizle çok güzel zaman geçirebilirsiniz.

Son olarak, iyisiyle kötüsüyle dört senedir Antalya’da yaşıyorum. Gerçekten de kötü yönlerine rağmen bu güzel şehir insanı kendisine aşık ediyor. Ben bu yaşıma kadar, sadece kendi karşılaştığım olumsuz durumlardan dolayı, yanlış insanlar yüzünden tüm insanların karalanmaması ve ön yargı yaparak bir şehrin kötülenmemesi gerektiğini öğrendim. O yüzden yazının başından beri yazdığım üzere, bunlar benim kendi görüşlerim. Bu, şehirdeki herkes kötü ya da şehir kötü demek değildir. Ama bazı şeylerin düzelmesi çok çok zor.

Dünya dört gün çalışma yoluna giderken Antalya altı güne mahkum kalmaya uzun süre devam edecektir. İşçiler kendi hakları da olduğuna ve patronundan daha güçlü olduğuna belki de hiç inanmayacaklar. Patronculuk babadan oğula geçtiği için belki saltanat hiç bitmeyecek. Ve doğrular belki de hiç görülmeyecek. Ve yanlış bilinen doğrular uzun bir zaman bu güzel şehirde hüküm sürecek…

Neyse hayat uzun, kuşlar da kendi halinde… Biz olumlu taraftan bakalım… Umarım yararlı ve objektif bir yazı olmuştur.

Yorumunuzu Bırakın